40 yılı aşkın zamandır bu ülkenin evlatları PKK terörünün karşısında can verdi.
Askerimiz şehit oldu.
Polisimiz şehit oldu.
Öğretmenimiz şehit oldu.
Korucumuz şehit oldu.
Çocuklarımız, kadınlarımız, masum vatandaşlarımız katledildi.
Ocaklara ateş düştü.
Anneler evlatlarını, çocuklar babalarını, eşler hayat arkadaşlarını toprağa verdi.
Şimdi önümüze “barış”, “kardeşlik”, “toplumsal bütünleşme” gibi kulağa hoş gelen kelimeler konularak yeni bir sayfa açmamız isteniyor.
Hayır!
Ben bu sayfanın şehitlerimizin kanıyla kapatılmasına karşıyım.
Barış istiyorum.
Ama teröristle pazarlık yapılarak kurulmuş bir barış istemiyorum.
Kardeşlik istiyorum.
Ama kardeşlik adına teröristin suçlarının hafifletilmesini istemiyorum.
Demokrasi istiyorum.
Ama demokrasi adına terör örgütlerinin siyasi hedeflerinin meşrulaştırılmasını istemiyorum.
Ve en önemlisi;
Adalet istiyorum.
Çünkü bir devletin büyüklüğü, suç işleyenleri affetme cömertliğiyle değil, adaleti herkese eşit uygulama gücüyle ölçülür.
Biz Türk milleti olarak çok şey gördük.
Siyasetin kirli hesaplarını da gördük.
Hayali düşmanlar yaratıp bundan oy devşirenleri de gördük.
Toplumun korkularını, öfkelerini ve ekonomik çaresizliğini siyasi kazanca dönüştürenleri de gördük.
Kirli politikacıların bir başka özelliği vardır:
Kendi yaptıklarına ahlaki bir kılıf bulurlar. Rakiplerinin yaptıklarını ise dünyanın en büyük kötülüğü ilan ederler.
Bugün de aynı oyunun başka bir perdesini izliyor olabiliriz.
Ama Türk milleti artık şunu sormalıdır:
Bu düzenleme kimin için yapılıyor?
Bedelini kim ödedi?
Karşılığında ne alıyoruz?
Ve en önemlisi:
Bu ülkenin şehitlerine ne söylüyoruz?
Su kesildiğinde suyun kıymetini anlıyoruz.
Elektrik gittiğinde elektriğin kıymetini anlıyoruz.
İnternet kesildiğinde elimizin kolumuzun nasıl bağlandığını anlıyoruz.
Peki ya ÖZGÜRLÜK elimizden alındığında?
Peki ya HUKUK siyasetin emrine girdiğinde?
Peki ya ADALET pazarlık konusu olduğunda?
İşte o zaman kaybettiğimiz şeyin büyüklüğünü anlamak için çok geç olabilir.
Bugün “nasıl olsa bir şey olmaz” diye geçiştirilen her taviz, yarının Türkiye’sine bırakacağımız daha ağır bir mirasa dönüşebilir.
Ben Türk’üm.
Bu topraklarda bin yıldır kök salmış büyük bir milletin evladıyım.
Türk milletinin tarihinden, Cumhuriyetimizin kuruluşundan, İstiklal Mücadelemizden ve bu vatan uğruna can veren şehitlerimizden gurur duyuyorum.
Bu toprakların sahibi olmak; başka milletleri küçümsemek anlamına gelmez.
Tam tersine…
Kendi milletini sevmek, başkasından nefret etmek değildir.
Bu ülkede yaşayan her vatandaş benim için eşittir.
Kürt kardeşim de benim kardeşimdir.
Lazı da, Çerkesi de, Boşnağı da, Arnavutu da…
Hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız.
Ama vatandaşlarımızla terör örgütlerini birbirine karıştırmayalım.
Kürt kardeşimle pkk aynı şey değildir.
PKK’nın Türk’e de Kürt’e de Alevi’ye de Sünni’ye de bu ülkeye de verdiği acıyı unutmayalım.
Bu yüzden benim mücadelem bir etnik kimliğe karşı değildir.
Benim karşı olduğum şey terördür.
Silahlı örgüttür.
Masumların katledilmesidir.
Devletin bölünmez bütünlüğüne silahla meydan okunmasıdır.
Ve bugün bütün bunların siyasi pazarlıkların konusu haline getirilmesidir.
Birileri bize “Artık geçmişi unutun” diyebilir.
Ben unutmayacağım.
Çünkü unutmak başka, affetmek başka; affetmek başka, adaleti ortadan kaldırmak bambaşkadır.
Şehitlerimizin isimlerini unutmayacağız.
Dağlarda, karakollarda, şehirlerde, yollarda hayatını kaybeden evlatlarımızı unutmayacağız.
Çünkü bir millet geçmişini unutursa geleceğini de başkalarının yazmasına izin verir.
Nelson Mandela’nın sözünü hatırlayalım:
“Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dininden dolayı diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez. İnsanlar nefret etmeyi öğrenirler.”
Evet…
Nefret öğreniliyorsa sevgi de öğretilebilir.
Ama sevgi, adaleti ortadan kaldırmak değildir.
Sevgi, suçları yok saymak değildir.
Sevgi, şehitlerin hatırasını siyasi bir hesabın altında ezmek değildir.
Sevgi eylem gerektirir.
Güven kanıt gerektirir.
Özür değişim gerektirir.
Barış ise önce samimiyet ve adalet gerektirir.
Ben çocuklarıma nasıl bir Türkiye bırakacağımı düşünüyorum.
Teröristin kahramanlaştırılmadığı…
Şehidin unutulmadığı…
Devletin pazarlık masasında küçültülmediği…
Türk milletinin kendi tarihinden utanmaya zorlanmadığı…
Kimsenin kimliği nedeniyle horlanmadığı…
Ama hiçbir terör suçunun da siyasi gerekçelerle hafifletilmediği…
Güçlü, bağımsız, özgür ve onurlu bir Türkiye.
Benim hayalim budur.
Kimse bu itirazımı “barış düşmanlığı” diye yaftalayamaz.
Çünkü barış istemek başka, terörün hesabını kapatmak başkadır.
Ben barıştan yanayım.
Ama şerefli bir barıştan.
Ben kardeşlikten yanayım.
Ama eşit vatandaşlık temelinde kardeşlikten.
Ben demokrasiden yanayım.
Ama terörün gölgesinde olmayan bir demokrasiden.
Ben özgürlükten yanayım.
Ama bu ülkenin birliğini ve bağımsızlığını koruyan bir özgürlükten.
Ve buradan açıkça söylüyorum:
Şehitlerimizin kanıyla yazılmış bir tarihin üzerine kalem çekilmesine karşıyım.
pkk mensuplarına özel hukuki kolaylıklar sağlanmasına karşıyım.
Terör suçlarının siyasi hesaplarla hafifletilmesine karşıyım.
Terörün siyasi amaçlarına hukuk yoluyla meşruiyet kazandırılmasına karşıyım.
Türk milletinin iradesinin kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla şekillendirilmesine karşıyım.
Çünkü bu vatanın tapusu hiçbir siyasi partinin, hiçbir hükümetin, hiçbir örgütün ve hiçbir liderin elinde değildir.
Bu vatan Türk milletinindir.
Ve Türk milleti;
şehidini de bilir,
gazisini de bilir,
hainini de bilir,
dostunu da bilir.
Biz barışı da biliriz.
Ama barış uğruna onurumuzdan vazgeçmeyiz.
Çünkü bazı değerlerin bedeli vardır.
Vatanın bedeli vardır.
Bağımsızlığın bedeli vardır.
Özgürlüğün bedeli vardır.
Ve o bedeli 40 yıldır bu millet ödedi.
Şimdi kimse bizden,
“Unutun” demesin.
Unutmayacağız.
Çünkü unutursak, yeniden yaşarız.
🇹🇷 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!