Gündem, İş Dünyası, Kişisel Gelişim, Hayat ve Fenerbahçe gibi konuların ağırlıklı olduğu, düşüncelerimi yazıya döktüğüm bloguma yorumlarınız ile katkılarınızı bekliyorum.
6 Ekim 2009 Salı
4 Ekim 2009 Pazar
CHELSEA MAÇI HOŞ BİR ANI 03.04.2008
CHELSEA MAÇI HOŞ BİR ANI (03.04.2008)
37 yaşındayım, Balıkesir de ikamet ediyorum ve yaklaşık 4 seneden bu yana da mabed de ki hemen hemen bütün maçlara geliyorum.
Her maça gelirken beraberimde değişik arkadaşlar getirip onlara hayatları boyunca unutamayacakları güzel bir anı bırakmak istiyorum. Bu sebeple de genelde şöyle bir program izliyorum; zamanımıza bağlı olarak maç öncesi maçkolik'te bir şeyler atıştırmak, daha sonra (zorunlu olarak) Feneriumdan alış-veriş yapmak, ve en son olarak ta mabedimizi ve o güzel atmosferi doyasıya yaşamak.
Şampiyonlar ligi çeyrek final ilk maçımız içinde, yine her zaman olduğu gibi heyecan ve zevkle hazırlandım. Yalnız bu sefer nedense içimde hoş bir kıpırtı vardı. Bir gece önce de heyecandan dolayı geç vakte kadar uyuyamamıştım.Bu maçın benim için bir başka önemi de, heyecandan ötürü hiçbir FENERBAHÇE maçını canlı olarak televizyondan izleyemeyen 63 yaşındaki babamı (hayatında ilk defa olacak olan) mabede maç izlemeye getirecek olmamdı.
Maç için Balıkesir'den dört kişi, saat 14:00 gibi, her birimizin üzerinde (babamda dahil) çubuklu formalar olduğu şekilde yola çıktık. Yolda Balıkesir , İzmir , Bursa ve Manisa plakalı araçlar içinde çubuklu formalı renktaşlarımızı gördükçe heyecan katsayımız sürekli artıyordu. Hele o tanımadığımız ama renkdaşlığın vermiş olduğu gurur ile birbirimize zafer işaretleri ve sempati ile yapmış olduğumuz selamlamaların tarifi kelimeler ile anlatılamaz. Birden kendimizi Topçular'da feribot sırasında bulduk ki, sanki küçük Kadıköy. Tabi benim için sürpriz değil di, ama beraberimdekiler ve özellikle de babam için çok güzel gelişiyordu olaylar ;-) Bir baktım ki, çubuklu formalar içinde ki babam, bir taraftar grubunun içinde ve koyu bir muhabbet halindeler :o)
Derken saat 19:30 civarında mabed yakınlarında otopark bulup, aracımızı sağ ve salim bir şekilde park ettikten sonra, ilk ve değişmez istikametimiz olan Feneriuma yöneldik. Ama bizi hem çok sevindiren hem de içimizde bir burukluk oluşturan bir süprizle karşılaştık ki, bu süpriz de maçın başlamasına daha 1,5 saat olmasına rağmen, Fenerium tribün altında bulunan Fenerium mağazının tabiri caiz ise yağmalanır bir şekilde ürünsüz kalması idi :-)
Artık daha fazla mabed dışında vakit geçirmenin bizim için bir anlamı kalmamıştı ve hemen mabedimize girdik. Mabed görevlileri bilet barkodlarımızı okuttuktan sonra, elimize sarı ve lacivert düz renkte bayrakları tutuşturarak maçın atmosferine bizi hazırlamak için ilk adımı attılar. Maçı heyecan içinde beklediğimiz o kısa sürede mabedi seyir etmeye doyum olmuyordu ki, bir de baktık seronomi bitmiş. İlk düdük ile beraber stad zıplarken, hacı olan babam hem dua ediyor, hemde bana sarılmış zıplıyordu. O şanssız dakikada babam bana, bu maç 2-1 bizim moralini bozma deyip, bir yandan da duasına da devam ediyordu.
Öyle zannediyorum ki devre arası da dahil olmak üzere sürekli dua eden babam, ilk defa geldiği mabedimizden de o atmosferi de gördükten sonra hüzünlü de ayrılmak istememişti.
Oyuncu değişikliklerinde sonra gelen goller ve sevinç nidalarının ardından çıkış merdivenlerinden aşağı inerken, oğlum bir daha ki maça anneni de getirelim önerisi ve sabah 05:00 a kadar benimle beraber uyumadan, ben araç kullanırken bana maç kritiği yaparak eşlik eden babamın, yine de televizyonda FENERBAHÇEMİZİN maçlarını izleyemeyecek olmasını ifade etmesi, bu sevgiyi, bu bağlılığı, bu heyecanı son zerresine kadar nasıl yaşadığını en güzel şekilde beyan etmesiydi.
Sen büyüksün FENERBAHÇEM.
HEP DESTEK TAM DESTEK.
Tevfik ÇELİK
37 yaşındayım, Balıkesir de ikamet ediyorum ve yaklaşık 4 seneden bu yana da mabed de ki hemen hemen bütün maçlara geliyorum.
Her maça gelirken beraberimde değişik arkadaşlar getirip onlara hayatları boyunca unutamayacakları güzel bir anı bırakmak istiyorum. Bu sebeple de genelde şöyle bir program izliyorum; zamanımıza bağlı olarak maç öncesi maçkolik'te bir şeyler atıştırmak, daha sonra (zorunlu olarak) Feneriumdan alış-veriş yapmak, ve en son olarak ta mabedimizi ve o güzel atmosferi doyasıya yaşamak.
Şampiyonlar ligi çeyrek final ilk maçımız içinde, yine her zaman olduğu gibi heyecan ve zevkle hazırlandım. Yalnız bu sefer nedense içimde hoş bir kıpırtı vardı. Bir gece önce de heyecandan dolayı geç vakte kadar uyuyamamıştım.Bu maçın benim için bir başka önemi de, heyecandan ötürü hiçbir FENERBAHÇE maçını canlı olarak televizyondan izleyemeyen 63 yaşındaki babamı (hayatında ilk defa olacak olan) mabede maç izlemeye getirecek olmamdı.
Maç için Balıkesir'den dört kişi, saat 14:00 gibi, her birimizin üzerinde (babamda dahil) çubuklu formalar olduğu şekilde yola çıktık. Yolda Balıkesir , İzmir , Bursa ve Manisa plakalı araçlar içinde çubuklu formalı renktaşlarımızı gördükçe heyecan katsayımız sürekli artıyordu. Hele o tanımadığımız ama renkdaşlığın vermiş olduğu gurur ile birbirimize zafer işaretleri ve sempati ile yapmış olduğumuz selamlamaların tarifi kelimeler ile anlatılamaz. Birden kendimizi Topçular'da feribot sırasında bulduk ki, sanki küçük Kadıköy. Tabi benim için sürpriz değil di, ama beraberimdekiler ve özellikle de babam için çok güzel gelişiyordu olaylar ;-) Bir baktım ki, çubuklu formalar içinde ki babam, bir taraftar grubunun içinde ve koyu bir muhabbet halindeler :o)
Derken saat 19:30 civarında mabed yakınlarında otopark bulup, aracımızı sağ ve salim bir şekilde park ettikten sonra, ilk ve değişmez istikametimiz olan Feneriuma yöneldik. Ama bizi hem çok sevindiren hem de içimizde bir burukluk oluşturan bir süprizle karşılaştık ki, bu süpriz de maçın başlamasına daha 1,5 saat olmasına rağmen, Fenerium tribün altında bulunan Fenerium mağazının tabiri caiz ise yağmalanır bir şekilde ürünsüz kalması idi :-)
Artık daha fazla mabed dışında vakit geçirmenin bizim için bir anlamı kalmamıştı ve hemen mabedimize girdik. Mabed görevlileri bilet barkodlarımızı okuttuktan sonra, elimize sarı ve lacivert düz renkte bayrakları tutuşturarak maçın atmosferine bizi hazırlamak için ilk adımı attılar. Maçı heyecan içinde beklediğimiz o kısa sürede mabedi seyir etmeye doyum olmuyordu ki, bir de baktık seronomi bitmiş. İlk düdük ile beraber stad zıplarken, hacı olan babam hem dua ediyor, hemde bana sarılmış zıplıyordu. O şanssız dakikada babam bana, bu maç 2-1 bizim moralini bozma deyip, bir yandan da duasına da devam ediyordu.
Öyle zannediyorum ki devre arası da dahil olmak üzere sürekli dua eden babam, ilk defa geldiği mabedimizden de o atmosferi de gördükten sonra hüzünlü de ayrılmak istememişti.
Oyuncu değişikliklerinde sonra gelen goller ve sevinç nidalarının ardından çıkış merdivenlerinden aşağı inerken, oğlum bir daha ki maça anneni de getirelim önerisi ve sabah 05:00 a kadar benimle beraber uyumadan, ben araç kullanırken bana maç kritiği yaparak eşlik eden babamın, yine de televizyonda FENERBAHÇEMİZİN maçlarını izleyemeyecek olmasını ifade etmesi, bu sevgiyi, bu bağlılığı, bu heyecanı son zerresine kadar nasıl yaşadığını en güzel şekilde beyan etmesiydi.
Sen büyüksün FENERBAHÇEM.
HEP DESTEK TAM DESTEK.
Tevfik ÇELİK
2 Ekim 2009 Cuma
1 Ekim 2009 Perşembe
28 Eylül 2009 Pazartesi
MARKA OLMAK VE İSTANBUL
Her sektörde, her alanda, her iş kolunda, rekabetin olduğu her yerde marka ve idol isimler vardır.
Uğur Dündar, güvenilir haber spikerliğinde, İlber Ortaylı güvenilir tarih yazarlığında markadır. Aziz Yıldırım spor camiasında kulüp başkanlığında, Hidayet Türkoğlu bir sporcu olarak basketbolda, ülkemizin markasıdır.
Antalya 5 yıldızlı otelleri ile, Safranbolu ise kendisine has evleri ile turizm sektörünün marka şehirleridir.
Ülker bisküvide, Coca Cola meşrubat sektöründe, marka ürünlerdir.
Formula-1 araba yarışlarında, Şampiyonlar Ligi, futbolda markadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...
Ama biz ülke olarak öyle bir markaya sahibiz ki, bu markanın gücüne, ne idareciler olarak, ne vatandaşlar olarak, ne yaşayanlar olarak vakıf olabildik. Bu marka hepimizi ezdi ve ezmeye devam ediyor. İşte bu marka İstanbul'dur.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak olan marka şehrimiz İstanbuldan hergün onlarca olumlu ve olumsuz haber çıkmaktadır. Sel felaketi, ırza geçme, kapkaç terörü, trafik terörü, gibi onlarca olumsuzluğun yanında, yeni yeni açılan kültür merkezleri, viyadükleri, tünelleri, raylı sistemleri, müzeleri ve benzeri gibi onlarca da iyi yapılan işler ile, dünyada bir benzeri daha olmayan o güzel boğazı ile de olumlu olarak hafızalarda yer işgal etmektedir.
Güçlü markalar nasıl yönetiliyor? nasıl gücünü devam ettiriyor? ilgiyi her zaman kendisinde tutmayı nasıl becerebiliyorun? cevabını bulup, bunu İstanbula uygulayabildiğimizde, neler olabileceğini hep beraber göreceğiz.
Tevfik ÇELİK
Uğur Dündar, güvenilir haber spikerliğinde, İlber Ortaylı güvenilir tarih yazarlığında markadır. Aziz Yıldırım spor camiasında kulüp başkanlığında, Hidayet Türkoğlu bir sporcu olarak basketbolda, ülkemizin markasıdır.
Antalya 5 yıldızlı otelleri ile, Safranbolu ise kendisine has evleri ile turizm sektörünün marka şehirleridir.
Ülker bisküvide, Coca Cola meşrubat sektöründe, marka ürünlerdir.
Formula-1 araba yarışlarında, Şampiyonlar Ligi, futbolda markadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...
Ama biz ülke olarak öyle bir markaya sahibiz ki, bu markanın gücüne, ne idareciler olarak, ne vatandaşlar olarak, ne yaşayanlar olarak vakıf olabildik. Bu marka hepimizi ezdi ve ezmeye devam ediyor. İşte bu marka İstanbul'dur.
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak olan marka şehrimiz İstanbuldan hergün onlarca olumlu ve olumsuz haber çıkmaktadır. Sel felaketi, ırza geçme, kapkaç terörü, trafik terörü, gibi onlarca olumsuzluğun yanında, yeni yeni açılan kültür merkezleri, viyadükleri, tünelleri, raylı sistemleri, müzeleri ve benzeri gibi onlarca da iyi yapılan işler ile, dünyada bir benzeri daha olmayan o güzel boğazı ile de olumlu olarak hafızalarda yer işgal etmektedir.
Güçlü markalar nasıl yönetiliyor? nasıl gücünü devam ettiriyor? ilgiyi her zaman kendisinde tutmayı nasıl becerebiliyorun? cevabını bulup, bunu İstanbula uygulayabildiğimizde, neler olabileceğini hep beraber göreceğiz.
Tevfik ÇELİK
26 Eylül 2009 Cumartesi
DAUM EFENDİ
"Şapka düştü, kel göründü"
Hazırlık maçlarında başlayarak, lig ve uefa ön eleme tur maçlarında takımımızı gördük...hiç birimiz ne oynanan futboldan tatmin olduk, ne teknik kadronun kararlarından, ne de mücadeleci takım beklentimizden...bizler gibi yönetimimizinde tatmin olmadığını düşünüyorum...
Daumun, "72 Tuncay" takıntısını hatırlamayanız yoktur sanırım...adam çok uzunca bir süre Tuncayı hep yedek soyundurdu ve maçın durumu ne olursa olsun Tuncayı 72. dakikada oyuna alırdı...
Daum tribünlere oynuyor, ama hangi tribünlere? onun tribünü, şeref tribünü, yani yönetim...sayın Daum, konuşmalarına göreve geldikten sonra, uzunca bir süre sayın başkan Aziz Yıldırım diye başladı, teşekkür etti, katkılarından bahsetti falan...sonra muhtemelen ikaz gördü ve kendisine "bu kadar yalakalık yeter" dendi herhalde ki, artık kullanmıyor veya ben son dönemde kaçırdım...
Yine Daum tribünlere oynuyor, nasıl mı? Türk halkının sempatisini kazanmak için bizim toplum olarak hassas olduğumuz konulara değinerek...eeeee medyamız içinde bulunmaz haber kaynağı...ve sonuç Daum bizden biri...İstiklal marşı okuyor her maç öncesi bizimle beraber...ama ne hikmetse dudak hareketleri senelerden beri bir türlü söylenen marşla tutmadı...yinede sempati duyuyoruz kendisine ve söylediğini şov yapmadığını kabul ediyoruz...
Daum tribünlere oynuyor, peki bu tribünün adı ne? Bu tribünün adı PARA; Napolyonun tabiri ile "para para para" belki bir daha göremeyeceği miktarda paralar alıyor bizden...peki ne verecek bize aldığı bu paraların karşılığında? çok iyimser tahminim, bir ihtimal lig şampiyonluğu...ve Türk insanın bununla tatmin olduğunu görmüş uyanık Germen...
Daum tribünlere oynuyor, meslektaşları ve futbol camiasına iyi görünme tribünü bunun adı da...Milli maç öncesi, milli takımın başındaki, ve adını burada zikretmek istemediğim şahsa ve ekibine methiyeler düzerek...bu tavrı ile kendisine karşı bir cephe oluşturmamak için bu tribünlere oynuyor...futbol camiası içinde sempati ve saygınlık kazanmak için oynuyor bu tribüne...
Premier Lig gol kralını, en hayati önem taşıyan, şampiyonluk maçımızda sahaya yedek sürerek moral olarak bitiren bu adam değil mi?
Semih Şnetürk gibi, herkesin üzerinde uzlaştığı, kendisini ispat etmiş bir gol makinasına bu mesafeli duruşu yapan bu adam değil mi? bütün stad 55. dakikadan itibaren Semih Şentürk diye bağırırken, durum1-2 olunca oyuna sokan bu adam değil mi?
Mehmet Topuz gibi mücadele eden ve birazda saha içi çirkefliğe müsait yapıda olan, elindeki bu değere sırf, aldığı ücret ve popüleritesinden ötürü başkaca hiç bir problem olmamasına rağmen, mesafeli davranan bu adam değil mi?
Rakipler artık bizi çözdü, önlemlerini çok rahat alıyorlar, Alexin başına bir adam, maçın birinci dakikasından itibaren yakın markaj ve biraz da tatlı sert press, zaten mücadele yeteneği sıfır olan bu futbolcunun bitmesi ve sayın Daumun buna seyircisi kalması, önlemini almaması ne ile izah edilebilir?
Dünkü maçta, Gökhan Gönül yediğimiz birinci golden yaklaşık 5 dakika önce falan sakatlandı, tv de bu görüldü mü bilemiyorum ama, çocuk sekmeye ve saha içinde durmaya başlamıştı...bunu göremeyip, saha kenarına çağırıp, kısa süreli tedavisini yapmayıp, Gökhanın gol dakikasında uzun süreli sakatlanmasına seyirci kalan ve 10 kişi kaldığımız bu anda gol yememize seyirci kalan da bu Daum dan başkası değil...
Özer Hurmacıyı bu platformda kaç senedir takip ediyoruz arkadaşlar? Ankaraspora gitmeden önceden buradan yönetime seslenip, böyle bir değer var, bunu alalım demedik mi? er veya geç aldığımız bu futbolcu, gelecek 10 yılda Türk futboluna damgasını vuracak derken, diye düşünürken veya kendimizi avuturken, bu sayın Dauma, bu konuyu anlatacak ve bize Kazım - Deivid eziyeti çektirmeye sonlandıracak bir ALLAH'ın kulu yok mudur?
Ve bu yazdıklarım uzatılabilir, yazının da daha fazla sizleri sıkmaması için burada satırlarıma, yapmış olduğum bu tespitlerle son veriyorum. Çözüm konusunda ise çokta iyimser olmadığımı ifade ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum...
Tevfik ÇELİK
Hazırlık maçlarında başlayarak, lig ve uefa ön eleme tur maçlarında takımımızı gördük...hiç birimiz ne oynanan futboldan tatmin olduk, ne teknik kadronun kararlarından, ne de mücadeleci takım beklentimizden...bizler gibi yönetimimizinde tatmin olmadığını düşünüyorum...
Daumun, "72 Tuncay" takıntısını hatırlamayanız yoktur sanırım...adam çok uzunca bir süre Tuncayı hep yedek soyundurdu ve maçın durumu ne olursa olsun Tuncayı 72. dakikada oyuna alırdı...
Daum tribünlere oynuyor, ama hangi tribünlere? onun tribünü, şeref tribünü, yani yönetim...sayın Daum, konuşmalarına göreve geldikten sonra, uzunca bir süre sayın başkan Aziz Yıldırım diye başladı, teşekkür etti, katkılarından bahsetti falan...sonra muhtemelen ikaz gördü ve kendisine "bu kadar yalakalık yeter" dendi herhalde ki, artık kullanmıyor veya ben son dönemde kaçırdım...
Yine Daum tribünlere oynuyor, nasıl mı? Türk halkının sempatisini kazanmak için bizim toplum olarak hassas olduğumuz konulara değinerek...eeeee medyamız içinde bulunmaz haber kaynağı...ve sonuç Daum bizden biri...İstiklal marşı okuyor her maç öncesi bizimle beraber...ama ne hikmetse dudak hareketleri senelerden beri bir türlü söylenen marşla tutmadı...yinede sempati duyuyoruz kendisine ve söylediğini şov yapmadığını kabul ediyoruz...
Daum tribünlere oynuyor, peki bu tribünün adı ne? Bu tribünün adı PARA; Napolyonun tabiri ile "para para para" belki bir daha göremeyeceği miktarda paralar alıyor bizden...peki ne verecek bize aldığı bu paraların karşılığında? çok iyimser tahminim, bir ihtimal lig şampiyonluğu...ve Türk insanın bununla tatmin olduğunu görmüş uyanık Germen...
Daum tribünlere oynuyor, meslektaşları ve futbol camiasına iyi görünme tribünü bunun adı da...Milli maç öncesi, milli takımın başındaki, ve adını burada zikretmek istemediğim şahsa ve ekibine methiyeler düzerek...bu tavrı ile kendisine karşı bir cephe oluşturmamak için bu tribünlere oynuyor...futbol camiası içinde sempati ve saygınlık kazanmak için oynuyor bu tribüne...
Premier Lig gol kralını, en hayati önem taşıyan, şampiyonluk maçımızda sahaya yedek sürerek moral olarak bitiren bu adam değil mi?
Semih Şnetürk gibi, herkesin üzerinde uzlaştığı, kendisini ispat etmiş bir gol makinasına bu mesafeli duruşu yapan bu adam değil mi? bütün stad 55. dakikadan itibaren Semih Şentürk diye bağırırken, durum1-2 olunca oyuna sokan bu adam değil mi?
Mehmet Topuz gibi mücadele eden ve birazda saha içi çirkefliğe müsait yapıda olan, elindeki bu değere sırf, aldığı ücret ve popüleritesinden ötürü başkaca hiç bir problem olmamasına rağmen, mesafeli davranan bu adam değil mi?
Rakipler artık bizi çözdü, önlemlerini çok rahat alıyorlar, Alexin başına bir adam, maçın birinci dakikasından itibaren yakın markaj ve biraz da tatlı sert press, zaten mücadele yeteneği sıfır olan bu futbolcunun bitmesi ve sayın Daumun buna seyircisi kalması, önlemini almaması ne ile izah edilebilir?
Dünkü maçta, Gökhan Gönül yediğimiz birinci golden yaklaşık 5 dakika önce falan sakatlandı, tv de bu görüldü mü bilemiyorum ama, çocuk sekmeye ve saha içinde durmaya başlamıştı...bunu göremeyip, saha kenarına çağırıp, kısa süreli tedavisini yapmayıp, Gökhanın gol dakikasında uzun süreli sakatlanmasına seyirci kalan ve 10 kişi kaldığımız bu anda gol yememize seyirci kalan da bu Daum dan başkası değil...
Özer Hurmacıyı bu platformda kaç senedir takip ediyoruz arkadaşlar? Ankaraspora gitmeden önceden buradan yönetime seslenip, böyle bir değer var, bunu alalım demedik mi? er veya geç aldığımız bu futbolcu, gelecek 10 yılda Türk futboluna damgasını vuracak derken, diye düşünürken veya kendimizi avuturken, bu sayın Dauma, bu konuyu anlatacak ve bize Kazım - Deivid eziyeti çektirmeye sonlandıracak bir ALLAH'ın kulu yok mudur?
Ve bu yazdıklarım uzatılabilir, yazının da daha fazla sizleri sıkmaması için burada satırlarıma, yapmış olduğum bu tespitlerle son veriyorum. Çözüm konusunda ise çokta iyimser olmadığımı ifade ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum...
Tevfik ÇELİK
25 Eylül 2009 Cuma
Gerilla - Terörist
Gündemimize planlı bir şekilde sokulan ve nakış gibi ince ince işlenen bir Gerilla sözcüğü ile farkında olmadan muhatap olmaya başladık.
Öylesine bir psikolojik harekat ki bu, bilinçaltımıza, terörün maşası olan o teröristleri gerilla olarak lanse ediyorlar. Bölgedeki Dtp'li yetkililerin, belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin beyanlarında artık gerillalardan bahsedilir oldu.
Ben size hemen bu sürecin yol haritasını çizeyim; bunu önce sanatçılar, sonra bilim ve siyaset dünyasındaki önemli isimler takip edecek, en sonunda da devletimizin en yetkili ağızları gerilla söylemini gerçekleştirecekler.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde Gerilla "Düzenli bir orduya karşı küçük birlikler hâlinde çatışan, hafif silahlarla donatılmış topluluk" olarak tanımlanıyor. Buna bağımsızlık savaşçısı ifadesi de ekleyebilirsiniz.
Alın size ezilen ve sömürülen (?) Kürt halkının, bu esaretten kurtulması ve tam bağımsızlığına kavuşması için ve devamında da kurulması planlanan Bağımsız Kürdistan için savaşan bu kahraman insanların (?) mücadelesi. Alın size bu Kürt halk kahramanlarına (?) verilen isim. Önce gerilla, sonra direnişçi, sonra kahraman ve en sonunda Türk askerine sıkılan ilk kurşun heykelinin bilmem ne tepesindeki açılışı. Diyarbakırın, Siirtin, Hakkarinin sokaklarına verilen, çocuk parklarında ölümsüzleştirilen veya hastanelere verilen gerilla isimleri.
Bu ülkede ezilen ve baskı altında yaşayan bir Kürt kimliğinden kim bahsedebilir? Tek kelime Türkçe bilmeden yaşayan bu insanlara kim, hangi baskıyı uygulamıştır. Sosyal adaletten bahsedenler, kendilerine getirilen hizmete nasıl karşılık vermişler peki bunu sorguluyorlar mı? Türkiyenin en yüksek kaçak elektrik kullanım oranı nerelerdedir? Peki orada kullanılan kaçak elektiriğin parasını ben vermek zorundamıyım? İş makinalarını yakanlar, oraya giden mühendisleri, öğretmenleri öldürenler kimlerdi acaba? Bu tür olaylar neden Güneydoğu haricinde başka bir yerde olmuyor acaba? Bu yörenin insanları bunları düşünmüş mü, bizim düşündüğümüz kadar?
Herkes, ağzından çıkana dikkat etmeli ve terör yapana TERÖRİST demesini bilmeli, yoksa bu söylemler kutuplaşmayı ve akabinde de bölünmeyi zorunlu kılacak.
Tevfik ÇELİK
Öylesine bir psikolojik harekat ki bu, bilinçaltımıza, terörün maşası olan o teröristleri gerilla olarak lanse ediyorlar. Bölgedeki Dtp'li yetkililerin, belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin beyanlarında artık gerillalardan bahsedilir oldu.
Ben size hemen bu sürecin yol haritasını çizeyim; bunu önce sanatçılar, sonra bilim ve siyaset dünyasındaki önemli isimler takip edecek, en sonunda da devletimizin en yetkili ağızları gerilla söylemini gerçekleştirecekler.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde Gerilla "Düzenli bir orduya karşı küçük birlikler hâlinde çatışan, hafif silahlarla donatılmış topluluk" olarak tanımlanıyor. Buna bağımsızlık savaşçısı ifadesi de ekleyebilirsiniz.
Alın size ezilen ve sömürülen (?) Kürt halkının, bu esaretten kurtulması ve tam bağımsızlığına kavuşması için ve devamında da kurulması planlanan Bağımsız Kürdistan için savaşan bu kahraman insanların (?) mücadelesi. Alın size bu Kürt halk kahramanlarına (?) verilen isim. Önce gerilla, sonra direnişçi, sonra kahraman ve en sonunda Türk askerine sıkılan ilk kurşun heykelinin bilmem ne tepesindeki açılışı. Diyarbakırın, Siirtin, Hakkarinin sokaklarına verilen, çocuk parklarında ölümsüzleştirilen veya hastanelere verilen gerilla isimleri.
Bu ülkede ezilen ve baskı altında yaşayan bir Kürt kimliğinden kim bahsedebilir? Tek kelime Türkçe bilmeden yaşayan bu insanlara kim, hangi baskıyı uygulamıştır. Sosyal adaletten bahsedenler, kendilerine getirilen hizmete nasıl karşılık vermişler peki bunu sorguluyorlar mı? Türkiyenin en yüksek kaçak elektrik kullanım oranı nerelerdedir? Peki orada kullanılan kaçak elektiriğin parasını ben vermek zorundamıyım? İş makinalarını yakanlar, oraya giden mühendisleri, öğretmenleri öldürenler kimlerdi acaba? Bu tür olaylar neden Güneydoğu haricinde başka bir yerde olmuyor acaba? Bu yörenin insanları bunları düşünmüş mü, bizim düşündüğümüz kadar?
Herkes, ağzından çıkana dikkat etmeli ve terör yapana TERÖRİST demesini bilmeli, yoksa bu söylemler kutuplaşmayı ve akabinde de bölünmeyi zorunlu kılacak.
Tevfik ÇELİK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)