Bugün Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşananlar sıradan birer haber başlığı olarak geçip gitmeyecek kadar ağırdır.
Küçücük çocukların ellerine silah alıp okul basması, yalnızca bir güvenlik zafiyetiyle açıklanamaz. Bu tablo; yıllardır biriken ihmallerin, kopuşların ve yönsüzlüğün sonucudur.
Bir ülkenin geleceği, çocuklarının zihin dünyasında şekillenir.
Yıllar boyunca her sabah hep birlikte söylenen ANDIMIZ bir neslin vicdanına işlenen ortak değerlerin taşıyıcısıydı.
“Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” ifadesi; tekrarın gücüyle karaktere dönüşen bir bilinç oluşturuyordu.
8 Ekim 2013’te bu ortak ses susturuldu. O günden sonra okullarda o sözler yankılanmaz oldu. Çok acil olarak ANDIMIZ tekrar okullarda okutulmaya başlanmalıdır.
Bu sessizlik sadece bir metnin ortadan kalkmasıyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda bir kimlik vurgusu da zayıfladı.
“Türk Milleti” kavramı, birleştirici bir üst kimlik olarak nesiller boyunca zihinlere kazınmıştı. Bugün ise bu kavramın etrafında oluşan bilinç giderek silikleşiyor. Ortak aidiyet duygusu zayıfladıkça, toplumsal bağlar da gevşiyor.
Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu milliyetçilik anlayışı hayati bir öneme sahiptir.
Atatürk milliyetçiliği; ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir anlayıştır.
Bu anlayış, ortak değerler etrafında güçlü bir toplum inşa etmenin temelidir.
Bugün gelinen noktada bu anlayışın etkisi zayıflarken, ortaya çıkan boşluk toplumun her alanında hissediliyor.
Eğitim; bilgi aktarımının ötesinde bir karakter inşa sürecidir.
Müfredat adı altında yapılan sadeleştirmeler, zaman içinde bir hafıza aşınmasına dönüştü.
Tarihten, ilkelerden ve ortak bilinçten uzaklaşan her adım; çocukları pusulasız bırakır.
Bir yanda eğitimde bu kopuşlar yaşanırken, diğer yanda liyakat tartışmaları toplumsal güveni derinden sarstı.
Bir akademik unvanın süresine göre mevzuatın bir gün içinde değiştirilip geri çekilmesi, devlet ciddiyeti açısından ağır bir tablo oluşturdu.
Bu durum, gençlerin adalet ve eşitlik algısını doğrudan etkiler.
Gençlerin Mustafa Kemal Atatürk’e mektup yazmak istemesi engellenirken, “Burası muz cumhuriyeti” ifadesinin bir yönetim anlayışından çıkması hafızalara kazındı.
Gençliğe alan açmak yerine sınır çizen bir yaklaşım, geleceği daraltır.
Tüm bunların ötesinde en ağır başlık güvenliktir.
Okul; bir çocuğun kendini en güvende hissetmesi gereken yerdir.
Bugün ise aileler çocuklarını okula gönderirken içlerinde büyüyen bir endişe taşır hale geldi.
Bu endişe, yaşanan acı olaylarla daha da derinleşti.
Bir ülkede çocukların hayatı, en üst seviyede korunması gereken değerdir.
Bu sorumluluğun ihmal edilmesi, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.
Son dönemde okullarda hayatını kaybeden çocuklarımızın sayısı, vicdanları sarsacak seviyeye ulaştı.
Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin artışı, toplumsal dokunun ne kadar yıprandığını gösterir.
Şiddetin sıradanlaşması en büyük tehlikedir.
Çünkü sıradanlaşan her durum, zamanla kabullenilir.
Bu tabloyu yalnızca eğitim başlığıyla sınırlamak eksik kalır.
Soma Maden Faciası gibi acılar, ihmaller zincirinin derinliğini açıkça ortaya koydu.
Yüzlerce insanın hayatını kaybettiği bu olay, hafızalarda hâlâ tazeliğini koruyor.
Bugün yaşanan çocuk şiddeti vakaları ile geçmişte yaşanan büyük ihmaller arasında güçlü bir bağ vardır:
Sorumluluğun zayıflaması.
Toplumlar, değerleriyle ayakta durur.
Değerler aşındığında yerini boşluk alır.
O boşluk ise çoğu zaman şiddetle dolar.
Bugün konuşulması gereken konu; tekil bir olaydan çok daha fazlasıdır.
Bir yön kaybıdır.
Bir neslin hangi değerlerle büyüdüğüdür.
Türk Milleti bilinci zayıfladığında, çözülme başlar.
Atatürk milliyetçiliği zayıfladığında, ortak zemin kaybolur.
Değerler geri çekildiğinde, şiddet ilerler.
Bugün yaşananlar bir sonuçtur.
Sebep ise yıllardır göz göre göre büyüyen bu boşluktur.
Ve artık şu sorunun cevabı ertelenemez:
Bu boşluğu kim, nasıl ve ne zaman dolduracak?