Balıkesir Belediyesine Proje Önerilerim;
Balıkesir Belediyesine şehirde uygulanmak üzere 2008 yılı sonunda aşağıda başlıklarını verdiğim ve her birinin ayrı ayrı açıklamasını yaptığım projeleri önerdim.
Bu projelerden 5 numaradaki önerim “Hobi Bahçeleri ve Atölyeleri” proje önerim beğeni görüp, uygulanabilir projeler kapsamında değerlendirilip, Balıkesir Belediyesinin resmi web sayfasında yayınlandı.
Önerilerimden “Hızlı Tren Projesi” belediye imkanları ile gerçekleştirilmesi imkansız, devlet genel bütçesi ve Avrupa Birliği Fonlarından yararlanılıp yapılabilecek bir projedir. Ancak uygulanması halinde Balıkesir'in ufkunu, vizyonunu, eğitim ve gelir düzeyini direk değiştirecek bir projedir. Körfez havaalanı ve Akçay'a açılacak Gümrük ve Liman ile entegre olarak düşündüğüm bir projedir.
Ama benim en beğendiğim ve favori önerim “Tasarım Festivali” projesidir ki, en az maliyetli ve minimum 5 sene içinde Balıkesir’i modern bir müze şehir haline getirip, Turizm geliri sahibi bir kent haline getirecek bir projedir diye düşünüyorum.
Şimdi aşağıda başlıklarını vereceğim projelerimin açıklamalarını da ayrı ayrı yine bu blogda yayınlayacağım.
1-Balıkesir – Edremit (Akçay) Arası Hızlı Tren Projesi
2-Balıkesir Silikon Vadisi Projesi
3-Çamlık (100. Yıl) Tepesine Balıkesiri Simgeleyen Bir Kule Yapılması Projesi
4-Çamlık (100. Yıl) Tepesinden Zağnos Paşa Camine Raylı Telefirik Sistemi Döşenmesi Projesi
5-Balıkesir Hobi Bahçeleri ve Atölyeleri Projesi
6-Balıkesir Tasarım Festivalı Projesi
7-Balıkesir Belediyesi Toplu Taşıma Araçlarının Rehabilitasyonu Projesi
Sevgilerimle.
Tevfik ÇELİK
Gündem, İş Dünyası, Kişisel Gelişim, Hayat ve Fenerbahçe gibi konuların ağırlıklı olduğu, düşüncelerimi yazıya döktüğüm bloguma yorumlarınız ile katkılarınızı bekliyorum.
27 Aralık 2009 Pazar
Güzel Bir Hikaye
Gencin birisi Kâbe'de hep, "Ey dogrularin yardimcisi olan Allahim, ey haramdan sakınanlarin yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim" diye dua eder.
Bu durum herkesin dikkatini çeker.
Birisi; Neden hep ayni duayı yapiyorsun, baska bir sey bilmiyor musun? der.
O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altin dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı içinde. İçimden bir ses; "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu.
Hayır dedim kendi kendime, bu benim degil, baskasının malı, kullanmam haram olur.
Bu sırada birisi, "söyle bir torba bulan var mi?" diye bağırıyordu.
Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardi diye sordum.
Torbayı tarif etti ve "içinde 1000 altın vardı" dedi. Al öyleyse torbanı diyerek kendisine verdim.
Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.
Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizligi dikkatimi çekti. Yanlarina gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30
altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldim.
Aradan bir iki yıl geçti.
Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum.
Bir gün onunla giderken, karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki;
-Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları, beni buldular. Senden beni satin almak isterler, sen iyi bir insansin, beni onlara 30 bin altından aşağıya satma dedi.
O kişiler yanıma geldi, "bu esiri bize satar mısın" dediler.
-Satarım dedim.
-"60 altın verelim" dediler.
-Olmaz dedim.
-"İyi ama sen bunu 30 altina almadın mi? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.
-Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim.
Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alip gittiler.
Ben o 30 bin altınla isyerleri açtim, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum.
Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler.
Ben de "olur" dedim.
Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasinda bir torba dikkatimi çekti.
Kıza, "bu nedir" dedim.
"İçinde 970 altın var, babam Kâbe'de bunu kaybetmiş, bulan gence 30unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi".
Demekki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi.
Bana yardim edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.
"Acı da olsa, doğruları söyleyiniz." ( hadis-i şerif )
Takdirden ötesi yok... Nasipten ötesi yok...
Bu durum herkesin dikkatini çeker.
Birisi; Neden hep ayni duayı yapiyorsun, baska bir sey bilmiyor musun? der.
O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altin dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı içinde. İçimden bir ses; "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu.
Hayır dedim kendi kendime, bu benim degil, baskasının malı, kullanmam haram olur.
Bu sırada birisi, "söyle bir torba bulan var mi?" diye bağırıyordu.
Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardi diye sordum.
Torbayı tarif etti ve "içinde 1000 altın vardı" dedi. Al öyleyse torbanı diyerek kendisine verdim.
Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.
Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizligi dikkatimi çekti. Yanlarina gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30
altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldim.
Aradan bir iki yıl geçti.
Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum.
Bir gün onunla giderken, karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki;
-Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları, beni buldular. Senden beni satin almak isterler, sen iyi bir insansin, beni onlara 30 bin altından aşağıya satma dedi.
O kişiler yanıma geldi, "bu esiri bize satar mısın" dediler.
-Satarım dedim.
-"60 altın verelim" dediler.
-Olmaz dedim.
-"İyi ama sen bunu 30 altina almadın mi? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.
-Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim.
Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alip gittiler.
Ben o 30 bin altınla isyerleri açtim, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum.
Bir gün bana arkadaslar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babasi yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim" dediler.
Ben de "olur" dedim.
Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasinda bir torba dikkatimi çekti.
Kıza, "bu nedir" dedim.
"İçinde 970 altın var, babam Kâbe'de bunu kaybetmiş, bulan gence 30unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi".
Demekki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, simdi helal yoldan yine bana geldi.
Bana yardim edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.
"Acı da olsa, doğruları söyleyiniz." ( hadis-i şerif )
Takdirden ötesi yok... Nasipten ötesi yok...
26 Aralık 2009 Cumartesi
KURBAĞA
Aşağıdaki yazı, bu yıl içinde ekibim ile paylaştığım ve net sonuç aldığım bir yazı oldu...Gerçi zaman geçtikçe bu ve benzeri yazıları ekiple paylaşmak ve onları "günlük koşuşturmacalardan arındırmak" lazım ama :o)
Sizi hikaye ve akabindeki yorumumla başbaşa bırakıyorum...
Günlerden birgün ... kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış.
Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış. Ve yarış başlamış.
Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.
Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış:
"...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış.
Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye.
O anda farkına varmışlar ki.... kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Arkadaşlar;
Olumsuz düşünen insanları duymayın...Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar!
Olumsuz düşünceler ne kadar etkiler yaşamımızı? peki ya bizler; çevremizde başaramayacağımızı düşünen insanlar varken nereye kadar devam edebiliriz?, ümitlerimizin kırılma noktası nedir? Ümit etmek başarıyı nasıl böylesine etkiler? Ve olumsuz düşünceler hedeflerimizden nasıl uzaklaştırır bizleri?
Şimdi, Cola Turka diyoruz, Limonata diyoruz, kremalı bisküvi diyoruz, çubuk kraker diyoruz, stok yüksek diyoruz, satılmıyor diyoruz, rakip şunu yapıyor diyoruz, distribütör para toplayamıyor diyoruz, müşterimiz battı diyoruz, tamam bunların hepsi gerçek...ama şunu da unutmayalım ki, ne kadar çok olumsuzluk konuşur, ne kadar çok olumsuzluk düşünür isek, o düşüncelerin esiri olur, gerçeği göremez oluruz...gerçek; hepimizin bir ekmek mücadelesi içinde olduğudur...yani bu ürünler ve benzerleri tüketiliyor ise, biz kişisel farklılığımızı da ön plana çıkartarak, yapacaklarımızın en iyisini yapacağız...yapabileceğimiz demiyorum dikkat ederseniz, yapacağımız diyorum...çünkü bunları daha önce yaptık, her birimizin backroundu bunu söylüyor ve buradaki her kişi seçilmiş, başarılı veya başarılı olabileceğine inanılan kişiler...
Ben tamamen sağır olalım demiyorum, ama olumsuzluğa teşvik edenler karşısında sağır olmalıyız diyorum.
Bu duygu ve düşünceler içinde hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Tevfik ÇELİK
Sizi hikaye ve akabindeki yorumumla başbaşa bırakıyorum...
Günlerden birgün ... kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış.
Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış. Ve yarış başlamış.
Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.
Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!"
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış:
"...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış.
Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye.
O anda farkına varmışlar ki.... kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Arkadaşlar;
Olumsuz düşünen insanları duymayın...Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar!
Olumsuz düşünceler ne kadar etkiler yaşamımızı? peki ya bizler; çevremizde başaramayacağımızı düşünen insanlar varken nereye kadar devam edebiliriz?, ümitlerimizin kırılma noktası nedir? Ümit etmek başarıyı nasıl böylesine etkiler? Ve olumsuz düşünceler hedeflerimizden nasıl uzaklaştırır bizleri?
Şimdi, Cola Turka diyoruz, Limonata diyoruz, kremalı bisküvi diyoruz, çubuk kraker diyoruz, stok yüksek diyoruz, satılmıyor diyoruz, rakip şunu yapıyor diyoruz, distribütör para toplayamıyor diyoruz, müşterimiz battı diyoruz, tamam bunların hepsi gerçek...ama şunu da unutmayalım ki, ne kadar çok olumsuzluk konuşur, ne kadar çok olumsuzluk düşünür isek, o düşüncelerin esiri olur, gerçeği göremez oluruz...gerçek; hepimizin bir ekmek mücadelesi içinde olduğudur...yani bu ürünler ve benzerleri tüketiliyor ise, biz kişisel farklılığımızı da ön plana çıkartarak, yapacaklarımızın en iyisini yapacağız...yapabileceğimiz demiyorum dikkat ederseniz, yapacağımız diyorum...çünkü bunları daha önce yaptık, her birimizin backroundu bunu söylüyor ve buradaki her kişi seçilmiş, başarılı veya başarılı olabileceğine inanılan kişiler...
Ben tamamen sağır olalım demiyorum, ama olumsuzluğa teşvik edenler karşısında sağır olmalıyız diyorum.
Bu duygu ve düşünceler içinde hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Tevfik ÇELİK
24 Aralık 2009 Perşembe
Bindiğin Geminin Kaptanının Sevdiği Türküyü Mırıldanmak (Bakış Açısı)
Yıl: 2020
Ay: Ocak
Yer: Kıbrıs - (..... Otel)
Konu: Şef ve Bölge Müdürleri Toplantısı -Edt hakkında
Toplantıyı Yapan: A. A. (Genel Müdür Yardımcısı)
2019 yılının değerlendirildiği, yıl sonu toplantısı 3 gün sürdü. Bu süre zarfında uzak bölgelerde birbirini görme imkanı bulamayan mesai arkadaşları hasbihal etme fırsatı buldular ve özlem giderdiler. Toplantı haricindeki zamanlarda ise sosyal aktiviteler ile birbirleri ile hoşça vakit geçirdiler.
Toplantı içeriği ve konuşulan konular, toplantının üçüncü pazar günü öğleden önce kapanış konuşması ve temenniler ile sona erdi ve odaları boşaltma işlemlerine geçildi.
İşte bu esnada şirketimizin satış operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısı A.A. bey, şefler ve bölge müdürleri ile ayrı bir toplantı yapmak istediğini süresini de 1 (bir) saat ile sınırlandırdığını söyledi. Verilen talimat uyarınca, ilgili herkes gibi bende adı geçen toplantının yapılacağı salonda belirtilen saatte yerimi aldım.
Toplantıya genel müdür danışmanı D.B. beyde katılmıştı ve toplantıyı A. bey gelmeden kendisi başlattı. Genel olarak, geçmişden ve patronumuz M.K. bey ile olan anılarından bahsetti. İşimizin daha iyi olması için distribütörleri hoş tutmamız gerektiğini ima yollu anlattı. Ve sözde 1 saatle sınırlı olan toplantının 45 dakikalık kısmını işgal etmiş oldu.
D.B.. bey bu kadar uzun konuşunca, A.A. beyde toplantı süresini uzatmak zorunda kaldı. Ve kendi anlatımına geçti. Şirketin o güne kadar unutmuş olduğu edt kanalı ile ilgili rakamsal veriler verdi, alınacak çok yol olduğunu bu veriler eşliğinde bizlere anlattı. 2020 yılında bu kanala fokuslanılacağını ve bu prensiplerde hareket etmeyen arkadaşlar ile yola devam etmeyeceğini ifade etti. Ve bütün bunları anlatırken de konuşmasını deyimler ve özdeyişler ile süsledi. Ama öyle bir ifadesi vardı ki, ben duyduğum anda bir şok geçirdim.
Peki neydi bu ifade; "Bindiğin geminin kaptanının sevdiği türküyü mırıldanacaksın" arkadaş!
İlk şoku atlattıktan ve kendisinin cümlesi bittikten sonra, dayanamayıp sözü aldım ve;
"yani A. bey, kısaca siz bize yalakalık yapın mı diyorsunuz?" dedim. Ve ortamda buz gibi bir hava ile beraber kısa süreli esas şok yaşandı.
-A. bey, "arkadaşlar, benim anlattıklarımdan siz Tevfik beyin çıkardığı sonucu mu algıladınız? eğer sizlerde böyle algılamış iseniz beni yanlış anladınız" dedi...
Koca salondan bir Allahın kulu da çıkıp birşey söylemedi. Ama ben durur muyum?
-"A. bey, toplantı başlangıcından itibaren tüm söylediklerinizi not aldım, bakın neler demişsiniz diyerek kısaca bir özet ile yine kendisinin sarfetttiği gittiğin yerde güzellikler bulmak istiyorsan, güzellikleri de beraberinde götüreceksin ve haklı olmak değil, haklı kalmak önemlidir deyişleri" ile sözlerimi tamamladım.
Ve tabi haliyle, tüm bu ifadelerin sonrasında A. bey hitabetinde ki farkı ile olayı çokta kronikleşmeden ve uzatmadan kapattı.
Bir yıl sonu toplantısı daha bu minvalde sonuçlanmış ve şirket üst yönetiminin personelinden olan beklentisini birinci ağızdan öğrenmiş olduk. Bu beklentiyi de profesyonel hayatın gerekleri diye yorumladık. Yani en iyi yalayan kariyer yapar.
Nice güzel günlere sağlık, mutluluk ve huzurla.
Tevfik ÇELİK
Ay: Ocak
Yer: Kıbrıs - (..... Otel)
Konu: Şef ve Bölge Müdürleri Toplantısı -Edt hakkında
Toplantıyı Yapan: A. A. (Genel Müdür Yardımcısı)
2019 yılının değerlendirildiği, yıl sonu toplantısı 3 gün sürdü. Bu süre zarfında uzak bölgelerde birbirini görme imkanı bulamayan mesai arkadaşları hasbihal etme fırsatı buldular ve özlem giderdiler. Toplantı haricindeki zamanlarda ise sosyal aktiviteler ile birbirleri ile hoşça vakit geçirdiler.
Toplantı içeriği ve konuşulan konular, toplantının üçüncü pazar günü öğleden önce kapanış konuşması ve temenniler ile sona erdi ve odaları boşaltma işlemlerine geçildi.
İşte bu esnada şirketimizin satış operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısı A.A. bey, şefler ve bölge müdürleri ile ayrı bir toplantı yapmak istediğini süresini de 1 (bir) saat ile sınırlandırdığını söyledi. Verilen talimat uyarınca, ilgili herkes gibi bende adı geçen toplantının yapılacağı salonda belirtilen saatte yerimi aldım.
Toplantıya genel müdür danışmanı D.B. beyde katılmıştı ve toplantıyı A. bey gelmeden kendisi başlattı. Genel olarak, geçmişden ve patronumuz M.K. bey ile olan anılarından bahsetti. İşimizin daha iyi olması için distribütörleri hoş tutmamız gerektiğini ima yollu anlattı. Ve sözde 1 saatle sınırlı olan toplantının 45 dakikalık kısmını işgal etmiş oldu.
D.B.. bey bu kadar uzun konuşunca, A.A. beyde toplantı süresini uzatmak zorunda kaldı. Ve kendi anlatımına geçti. Şirketin o güne kadar unutmuş olduğu edt kanalı ile ilgili rakamsal veriler verdi, alınacak çok yol olduğunu bu veriler eşliğinde bizlere anlattı. 2020 yılında bu kanala fokuslanılacağını ve bu prensiplerde hareket etmeyen arkadaşlar ile yola devam etmeyeceğini ifade etti. Ve bütün bunları anlatırken de konuşmasını deyimler ve özdeyişler ile süsledi. Ama öyle bir ifadesi vardı ki, ben duyduğum anda bir şok geçirdim.
Peki neydi bu ifade; "Bindiğin geminin kaptanının sevdiği türküyü mırıldanacaksın" arkadaş!
İlk şoku atlattıktan ve kendisinin cümlesi bittikten sonra, dayanamayıp sözü aldım ve;
"yani A. bey, kısaca siz bize yalakalık yapın mı diyorsunuz?" dedim. Ve ortamda buz gibi bir hava ile beraber kısa süreli esas şok yaşandı.
-A. bey, "arkadaşlar, benim anlattıklarımdan siz Tevfik beyin çıkardığı sonucu mu algıladınız? eğer sizlerde böyle algılamış iseniz beni yanlış anladınız" dedi...
Koca salondan bir Allahın kulu da çıkıp birşey söylemedi. Ama ben durur muyum?
-"A. bey, toplantı başlangıcından itibaren tüm söylediklerinizi not aldım, bakın neler demişsiniz diyerek kısaca bir özet ile yine kendisinin sarfetttiği gittiğin yerde güzellikler bulmak istiyorsan, güzellikleri de beraberinde götüreceksin ve haklı olmak değil, haklı kalmak önemlidir deyişleri" ile sözlerimi tamamladım.
Ve tabi haliyle, tüm bu ifadelerin sonrasında A. bey hitabetinde ki farkı ile olayı çokta kronikleşmeden ve uzatmadan kapattı.
Bir yıl sonu toplantısı daha bu minvalde sonuçlanmış ve şirket üst yönetiminin personelinden olan beklentisini birinci ağızdan öğrenmiş olduk. Bu beklentiyi de profesyonel hayatın gerekleri diye yorumladık. Yani en iyi yalayan kariyer yapar.
Nice güzel günlere sağlık, mutluluk ve huzurla.
Tevfik ÇELİK
2 Aralık 2009 Çarşamba
GÜNLÜK KOŞUŞTURMACALARDAN ARINMAK
Zaman, dünya üzerindeki somut her türlü varlığın üzerindeki en büyük etki eden husus. Hatta sadece varlıklar ile ilgili değil, soyut kavramlar üzerinde de ciddi etkisi var zamanın. İşte zaman denilen bu olgu insan hayatına da çok önemli etkiler yapıyor.
Eski dostluklar ve arkadaşlıkların değeri zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Hele hele şu internet denilen (ki bence insanlık tarihinin en büyük icadıdır) olay sayesinde, her gün onlarca mail ile, power point dosyaları ile, dostluklar, insan ilişkileri, kutsal ve manevi değerler konularında öylesine uyarılar ve dikkatimizi çeken cümleler var ki, değer dediğimiz, kıymet dediğimiz manevi duyguyu daha yoğun hissetmeye başladık.
Kişi, kendisini günlük koşuşturmacalar dan arındırmayı başarabilmiş, maddiyat ile sosyallik arasındaki dengeyi iyi kurabilmiş ve bir şekilde manevi huzuru bulabilmiş ise bence ondan şanslısı yok. Dilerim bizde çok arzuladığımız bu duruma gelebilelim.
İnsan bünyesinde “k hücresi” denilen ve moral ile çoğalan bir hücre varmış. İşte bu hücreler insanın direncini arttırır ve mikroplarla savaşmasına yardımcı olurmuş. Az önce bahsettiğim olayda (maddiyat ile maneviyatı harmanlamak) tam olarak burada devreye giriyor ve insan sağlığı için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, kendim den örnek verecek olursam, günlük koşuşturmacalardan kendime, aileme, dostlarıma ve hobilerime vakit ayırmaya çalışıyorum. Umarım başarılı olacağım :o)
Saygılarımla.
Tevfik ÇELİK
Eski dostluklar ve arkadaşlıkların değeri zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Hele hele şu internet denilen (ki bence insanlık tarihinin en büyük icadıdır) olay sayesinde, her gün onlarca mail ile, power point dosyaları ile, dostluklar, insan ilişkileri, kutsal ve manevi değerler konularında öylesine uyarılar ve dikkatimizi çeken cümleler var ki, değer dediğimiz, kıymet dediğimiz manevi duyguyu daha yoğun hissetmeye başladık.
Kişi, kendisini günlük koşuşturmacalar dan arındırmayı başarabilmiş, maddiyat ile sosyallik arasındaki dengeyi iyi kurabilmiş ve bir şekilde manevi huzuru bulabilmiş ise bence ondan şanslısı yok. Dilerim bizde çok arzuladığımız bu duruma gelebilelim.
İnsan bünyesinde “k hücresi” denilen ve moral ile çoğalan bir hücre varmış. İşte bu hücreler insanın direncini arttırır ve mikroplarla savaşmasına yardımcı olurmuş. Az önce bahsettiğim olayda (maddiyat ile maneviyatı harmanlamak) tam olarak burada devreye giriyor ve insan sağlığı için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, kendim den örnek verecek olursam, günlük koşuşturmacalardan kendime, aileme, dostlarıma ve hobilerime vakit ayırmaya çalışıyorum. Umarım başarılı olacağım :o)
Saygılarımla.
Tevfik ÇELİK
29 Kasım 2009 Pazar
Sistem Sorgulanabilmeli mi?
İnsanların daha huzurlu yaşayabilmeleri için sosyolojik alanda, ülkelerin daha iyi savunulabilmesi için askerlikte, çalışanlardan daha fazla verim alabilmek için iş hayatında, öğrencilerin daha iyi eğitim alabilmesi için Milli Eğitimde, daha iyi sağlık ve güvenlik sağlayabilmek için sosyal güvenlik alanında gibi onlarca örnekle çeşitlendirebileceğimiz ve içinde insan bulunan her alan bir sistem içindedir.
Bu sistemler, zaman içinde yaşanan gerçekler ve ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendirilmiş ve şekillendirilmeye de devam etmektedir. Kanunlar ve yöneticilerde bu sistemlerin işlerliğini sağlamak ve korumak amacını gütmektedirler.
Ama dinamik ve sürekli gelişen bir dünyada yaşadığımız düşünüldüğünde, bu korumacılığa körü körüne bağlı kalmak, sistemin gelişimine yapılacak en büyük ihanettir. İşte bu noktada yöneticinin özelliği ve belki de liderlik vasfı ortaya çıkmaktadır.
Tarihe göz attığımızda sistemi sorgulayan ve radikal değişiklikler yapan yöneticilerin tamamının tam bir lider olduğu görülmektedir. Risk alabilen, inisiyatif kullanabilen ve aldığı bu kararın sorumluluğunu üstüne alabilen yöneticilere uzun vadede baktığımızda hepsinin ortak özelliğinin çok ciddi bir başarı hikayelerinin olduğudur.
Sürekli gelişen ve değişen dünyada insanların ihtiyaçları da şekil değiştirmekte, mevcut sistemler bu ihtiyaçlara cevap verememektedirler.
İşte sistemsel bu ihtiyaçları ve değişiklikleri rakiplerinden ve çalışanlarından önce görebilen, görmekle kalmayıp gerekli adımları atabilen ve sistemi günlük ihtiyaçlara göre şekillendire-bilen yöneticilere günümüzde lider yöneticiler diyoruz.
Günümüz dünyasının ihtiyacı olan yönetici tipi de “Lider Yöneticiler” dir. Çünkü onlar sistemi sorgular ve sistemi ihtiyaçlara cevap verebilecek hale getirirler.
Ülkemizin her türlü kademesinde hem kamu, hem özel sektörde, hem sporda, hem siyasette, kısaca her alanda ihtiyacı olan bu tip yöneticiler ile yönetilmesi dileğiyle.
Tevfik ÇELİK
Bu sistemler, zaman içinde yaşanan gerçekler ve ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendirilmiş ve şekillendirilmeye de devam etmektedir. Kanunlar ve yöneticilerde bu sistemlerin işlerliğini sağlamak ve korumak amacını gütmektedirler.
Ama dinamik ve sürekli gelişen bir dünyada yaşadığımız düşünüldüğünde, bu korumacılığa körü körüne bağlı kalmak, sistemin gelişimine yapılacak en büyük ihanettir. İşte bu noktada yöneticinin özelliği ve belki de liderlik vasfı ortaya çıkmaktadır.
Tarihe göz attığımızda sistemi sorgulayan ve radikal değişiklikler yapan yöneticilerin tamamının tam bir lider olduğu görülmektedir. Risk alabilen, inisiyatif kullanabilen ve aldığı bu kararın sorumluluğunu üstüne alabilen yöneticilere uzun vadede baktığımızda hepsinin ortak özelliğinin çok ciddi bir başarı hikayelerinin olduğudur.
Sürekli gelişen ve değişen dünyada insanların ihtiyaçları da şekil değiştirmekte, mevcut sistemler bu ihtiyaçlara cevap verememektedirler.
İşte sistemsel bu ihtiyaçları ve değişiklikleri rakiplerinden ve çalışanlarından önce görebilen, görmekle kalmayıp gerekli adımları atabilen ve sistemi günlük ihtiyaçlara göre şekillendire-bilen yöneticilere günümüzde lider yöneticiler diyoruz.
Günümüz dünyasının ihtiyacı olan yönetici tipi de “Lider Yöneticiler” dir. Çünkü onlar sistemi sorgular ve sistemi ihtiyaçlara cevap verebilecek hale getirirler.
Ülkemizin her türlü kademesinde hem kamu, hem özel sektörde, hem sporda, hem siyasette, kısaca her alanda ihtiyacı olan bu tip yöneticiler ile yönetilmesi dileğiyle.
Tevfik ÇELİK
28 Kasım 2009 Cumartesi
Bayramlar ve Rekabetin Getirdikleri
Arkadaşlar;
Her bayramda, eski bayramların tadının olmadığı, her şeyin değiştiği, artık eski günleri özlemle yad eder hale geldiğimiz söylenir.
Doğrudur, ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil ki bayramlar “eski bayram” olsun.
Artık her alanda amansız bir rekabetin ve bunun getirdiği akıl almaz koşuşturmacısının etkisindeki bizler, samimiyet ve duygusallığı yitirmeye başladık, dolayısıyla da eski günleri özlem ile anmaya başladık.
Rekabet kişinin ana rahmine düştüğü andan itibaren başlıyor artık. Ebeveynler, anne karnındaki bebeğin gelişimini doktor kontrolünde sürekli takip ederken, onun doğum sonrası dünyaya en güçlü şekilde hazırlanabilmesi için, annenin beslenme alışkanlıklarından tutun da, hamilelik sürecindeki psiklojik ve fiziksel şartlarına da azami özen gösteriyorlar. Akabinde dünyaya gelen çocuk, hiçbir şey anlayamadan çok yoğun bir koşuşturmacanın içinde buluyor kendini.
İşte rekabetin böylesine bir süreci olduğunu düşünürsek, ve rekabetin getirdiği sonuçları şöyle hayalimizde canlandırırsak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını çok net görürüz. Buna bayramlarda dahil tabiî ki…
Peki, ne yapmalıyız…Bundan böyle mevcudu nasıl daha fazla iyileştirebiliriz, kendimiz ve çevremizdekiler üzerindeki pozitif etkilerini nasıl arttırabiliriz, bu konu üzerinde yoğunlaşmamız gereklidir. İşte bunu becerdiğimiz anda da aklıma ilk gelen örnek, “her Kurban bayramında görmeye alıştığımız görüntüler” başlığında ana haber bültenlerinde yer işgal edecek konularla muhatap olmayız.
İşte bu duygu ve düşünceler içinde hepinizin bayramını kutluyor, H1N1 virüsünden uzakta, sağlıklı ve huzurlu günler diliyor, saygılarımı sunuyorum.
Tevfik ÇELİK
Her bayramda, eski bayramların tadının olmadığı, her şeyin değiştiği, artık eski günleri özlemle yad eder hale geldiğimiz söylenir.
Doğrudur, ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil ki bayramlar “eski bayram” olsun.
Artık her alanda amansız bir rekabetin ve bunun getirdiği akıl almaz koşuşturmacısının etkisindeki bizler, samimiyet ve duygusallığı yitirmeye başladık, dolayısıyla da eski günleri özlem ile anmaya başladık.
Rekabet kişinin ana rahmine düştüğü andan itibaren başlıyor artık. Ebeveynler, anne karnındaki bebeğin gelişimini doktor kontrolünde sürekli takip ederken, onun doğum sonrası dünyaya en güçlü şekilde hazırlanabilmesi için, annenin beslenme alışkanlıklarından tutun da, hamilelik sürecindeki psiklojik ve fiziksel şartlarına da azami özen gösteriyorlar. Akabinde dünyaya gelen çocuk, hiçbir şey anlayamadan çok yoğun bir koşuşturmacanın içinde buluyor kendini.
İşte rekabetin böylesine bir süreci olduğunu düşünürsek, ve rekabetin getirdiği sonuçları şöyle hayalimizde canlandırırsak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını çok net görürüz. Buna bayramlarda dahil tabiî ki…
Peki, ne yapmalıyız…Bundan böyle mevcudu nasıl daha fazla iyileştirebiliriz, kendimiz ve çevremizdekiler üzerindeki pozitif etkilerini nasıl arttırabiliriz, bu konu üzerinde yoğunlaşmamız gereklidir. İşte bunu becerdiğimiz anda da aklıma ilk gelen örnek, “her Kurban bayramında görmeye alıştığımız görüntüler” başlığında ana haber bültenlerinde yer işgal edecek konularla muhatap olmayız.
İşte bu duygu ve düşünceler içinde hepinizin bayramını kutluyor, H1N1 virüsünden uzakta, sağlıklı ve huzurlu günler diliyor, saygılarımı sunuyorum.
Tevfik ÇELİK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)