Afrin Operasyonu hakkındaki küçük aklım ve sınırlı bilgilerim ile düşüncelerim şunlardır...
1- Operasyonu kesinlikle onaylıyor ve oradaki ordumuz ve askerlerimiz için dua ediyorum.
2- Bu operasyonun Rusya ve Suriye bilgisi dahilinde yapıldığı kesin.
3- Bu operasyonun sadece Afrinle sınırlı kalmayacağını ve devamının geleceğini düşünüyorum.
4- Operasyon ve devamında mutlaka ama mutlaka Beşar Esad ile birlikte hareket edilip, bölücü unsurların birlikte temizlenmesi gerektiğine inanıyorum.
5- Bundan böylede Suriyenin PKK gibi bir belayı senelerce himayesi altına alıp, başına açtığı işleride gördüğü gerçeğiyle, artık PKK ve onun diğer ülkelerdeki unsurlarınında yok olmasının yakın olduğunu düşünüyorum ve bunun böyle olması için dua ediyorum.
6- Operasyonun başarıya ulaşmasıyla Amerikanın desteği ve kontrolü altındaki bölgelerinde bir değişime gireceğini düşünüyorum.
Çekincelerim ise şunlardır,
1- Suriyeli göçünün artarak devam etmesi.
2- Ordumuzun son yıllarda sürekli uğradığı erozyon neticesi komuta kademesindeki kalitenin sorgulanır boyutlarda olması
3- Mevcut Suriye yönetimi ile sağlanan mutabakatın bozulması.
4- Ortadoğuda güvenilipde beraberce hareket edilecek bir gücün veya devletin olmaması.
Gündem, İş Dünyası, Kişisel Gelişim, Hayat ve Fenerbahçe gibi konuların ağırlıklı olduğu, düşüncelerimi yazıya döktüğüm bloguma yorumlarınız ile katkılarınızı bekliyorum.
25 Ocak 2018 Perşembe
6 Ocak 2017 Cuma
21. YÜZYIL ERGENEKON DESTANI
Ergenekon, bir dava değildir...
Ergenekon, Türkün bir var oluş destanıdır...
Ergenekon, Türkün bir kurtuluş destanıdır...
Ergenekon, Göktürklerde nasıl bir destan idiyse, Çanakkale zaferinde de, Türkiye Cumhuriyeti Kurtuluş Savaşında da, aynı şekilde bir bizim değişmez destanımızdır...
Ergenekon, Türkün bir kurtuluş destanıdır...
Ergenekon, Göktürklerde nasıl bir destan idiyse, Çanakkale zaferinde de, Türkiye Cumhuriyeti Kurtuluş Savaşında da, aynı şekilde bir bizim değişmez destanımızdır...
Ve ülkemiz üzerinde ısrarlı ve planlı bir şekilde oynanan, Turuncu Devrim, Arap Baharı gibi, halkı kışkırtıp, ayaklandırıp ülkeyi kaosa sürükleyecek her türlü provakatif eylemi yapan HAİNLER ve onların İŞBİRLİKÇİLERİ şunu bilmelidirler ki, burası TÜRKİYE...
İstanbul da POLİSİME, Kayseri de ASKERİME, Reina da Eğlenen SİVİL VATANDAŞIMA, İzmir de ADALETİME, dokunmaya çalışıp, kargaşa ve psikolojik korku ortamı oluşturma çabalarına karşı, bu ülke, TÜRKİYEMİZ, geçmişte Uluabatlı Hasan gibi, Havranlı Seyit Onbaşı gibi, Ömer Halis Demir gibi, Fethi Sekin gibi isimlerini sayamadığım nice isimsiz kahramanların var olduğu ve olmaya devam edeceği gerçeği ile YIKILMADAN, DİMDİK, AYAKTA DURACAKTIR...
Hainin ama ismi, ama etnik kökeni farketmez ister pkk olsun, mezhepsel kökeni nedeniyle ismi işid olsun, hain haindir... Ve bu hainler elbet temizlenecektir...
Şu anda yaşadığımız, tarihe tanıklık ettiğimiz, içinde bulunduğumuz süreç, canını hiçe sayıp, onlarca silahlı milisin arasında, darbecilerin oradaki liderinin beynine kurşun sıkan KAHRAMANLARIMIZIN, darbe yapmak üzere uzun namlulu silahlarıyla saldıran hain kişilere karşı, canı pahasına beylik tabancasıyla karşı koyan , hainlere saldıran ve onları öldüren KAHRAMANLARIMIZIN kanlarıyla yazılan 21. YÜZYIL ERGENEKON DESTANIDIR...
23 Eylül 2016 Cuma
ILIMLI
Ilımlı İslam, Ilımlı Muhalefet, Ilımlı Medya bu nedir arkadaş?
Ortadoğu da, yani içinde bulunduğumuz coğrafya da ABD başta olmak üzere batılı ülkeler tarafından istenen ve rol model ülke olarak ta Türkiye'nin seçildiği ve Arap Baharı fiyaskosuyla uygulanmaya başlanan siyasi facia...
Geldiğimiz nokta da her yer kan gölü.
Suriye bir bataklık, Irak resmen ve kağıt üzerinde olmasa bile, Şii Irak, Sünni Irak ve Kürt Bölgesi olarak fiilen bölünmüş durumda, Lübnan istikrarsız, Mısır da iktidarda ki Sisi ile Mursi'nin arkasın da ki Müslüman Kardeşler arasında ki savaş devam ediyor, Libya kaos halinde ve cennet vatan güzel ülkemizde her gün şehitler ve patlayan bombalar.
Artık, hem iktidar hem de muhalefette bulunan siyasilerimizin, oynanan bu ölümcül oyunu çok iyi görüp, çok iyi analiz edip, aynı 15 Temmuz sürecinde olduğu gibi, birlikte hareket etmeleri, iktidarın da dış politika konusunda muhalefeti sürekli bilgilendirip, önemli hususlar da ortak akıl ile hareket edilmesini sağlaması gerekmektedir.
Eğer uyanık olmaz isek, dış politikamızda bu birlikteliği sağlayamaz isek, tek vücut olarak hareket edemez isek, dahili ve harici bedhahların elinde oyuncak olup, biz de başka ülkelere mülteci olmaya çalışanlar kervanına katılırız.
18 Haziran 2014 Çarşamba
BÜYÜRKEN KENETLENİLENİLEBİLİNİR Mİ?
İş dünyasında başarının anahtarı olarak kenetlenmiş ve
birbirine inanan, güvenen bir yapının oluşmasını tüm patronlar ve yöneticiler çok
derin bir arzuyla isterler. Çünkü bu durum başarının bir nevi anahtarıdır.
Peki kenetlenmenin ve bir olmak neden
zordur? Neden mümkün olmaz?
Kenetlenmek ve bir olmak, büyümeyle doğru orantılı olan bir
olgu değil maalesef. Büyümenin hızı ve kalitesine, kenetlenme ve bir olma hiç
bir zaman yetişemiyor.
Ben dünyada ki başarılı organizasyonları ve kurumları
kendimce analiz ediyorum. Sonuçta da doğru veya yanlış şunu gözlemliyorum.
Büyüme homojen ve sıkı olan çekirdek yapıyı, çoklukla heterojen ve gevşek olan
bir yapı haline dönüştürüyor. Bu durum, devlet içinde, şirket içinde, doğa
içindeki herhangi bir yaşayan organizma topluluğu içinde geçerli.
Bu durumun tek istisnası ise tamamen aykırılık
sergilememekle beraber, daha az dejenere olması sebebiyle, bence cemaat ve
tarikatlardır. Kenetlenmenin başarılı olabilmesi için, manevi ruh
birlikteliğinin maddi birlikteliğin önüne geçmesi gerekmektedir, tıpkı tarikat
ve cemaatlerde olduğu gibi.
Peki bunu nasıl sağlarız? İşte buna çok kafa yoruyorum ve
işin açıkçası, kendi küçük aklımca bir çözüm henüz bulabilmiş değilim.
Ama aklımın bir köşesinde de her zaman, heterojen bir yapı
olmasına rağmen, sürekliliği devam etmekle birlikte, her geçen dönem artan bir
ivmeyle ilgi duyulan, OLİMPİYATLAR Ve Şampiyonlar Ligi gibi futbol
organizasyonları da var ki...Başarıyı hedefleyen şirketlerin bence, bu
organizasyonlardan kendilerine çıkaracakları dersler veya alacakları tüyolar
olmalı...özellikle kenetlenme ve bir olma duygusunun şirket bünyesine
aşılanması hususunda...
6 Haziran 2014 Cuma
VERGİ AFFI DOĞRU MU?
Bu vergi bir kazanç sonucu tahakkuk etmiş mi? ETMİŞ...
Bu vergiyi dürüstçe ödeyen kulüpler var mı? VAR...
Devlet bütçesi oluşturulurken gelir kalemlerinin en önemlisi Vergi mi? VERGİ...
Peki bu vergiler ile yatırım yapılıyor mu? YAPILIYOR...
Her mükellef kendisine tahakkuk eden vergi borcunu ödemezse ne olur? DEVLET BATAR...
Peki bu vergi de kul hakkı var mı? VAR...
Vergisini dürüstçe ve düzenli ödeyenler bu durumda haksızlığa uğruyor mu? UĞRUYOR...
Sonuç olarak vergisini ödeyen enayi mi? ENAYİ...
Peki FENERBAHÇEMİN her mali kongresinde başkanımızın göğsünü gere gere bir gurur vesilesi olarak ödenen vergilerden bahsetmesi bir övünç kaynağı mı? DEMEK Kİ DEĞİL...
Vergisini ödemeyen ve af olan kulüpler Uyanık ve Akllı mı? GÖRÜNEN BU...
O halde Görünen doğru mu? KESİNLİKLE YANLIŞ..
Peki "deveye diken" diye başlayan meşhur atasözümüzün devamı "Devlete ..." diye mi bitmeli? DEMEK Kİ ÖYLE...
Bir FENERBAHÇELİ olarak bu durumu nasıl karşılamalıyım? TAKDİR SİZLERİN !...
Bu vergiyi dürüstçe ödeyen kulüpler var mı? VAR...
Devlet bütçesi oluşturulurken gelir kalemlerinin en önemlisi Vergi mi? VERGİ...
Peki bu vergiler ile yatırım yapılıyor mu? YAPILIYOR...
Her mükellef kendisine tahakkuk eden vergi borcunu ödemezse ne olur? DEVLET BATAR...
Peki bu vergi de kul hakkı var mı? VAR...
Vergisini dürüstçe ve düzenli ödeyenler bu durumda haksızlığa uğruyor mu? UĞRUYOR...
Sonuç olarak vergisini ödeyen enayi mi? ENAYİ...
Peki FENERBAHÇEMİN her mali kongresinde başkanımızın göğsünü gere gere bir gurur vesilesi olarak ödenen vergilerden bahsetmesi bir övünç kaynağı mı? DEMEK Kİ DEĞİL...
Vergisini ödemeyen ve af olan kulüpler Uyanık ve Akllı mı? GÖRÜNEN BU...
O halde Görünen doğru mu? KESİNLİKLE YANLIŞ..
Peki "deveye diken" diye başlayan meşhur atasözümüzün devamı "Devlete ..." diye mi bitmeli? DEMEK Kİ ÖYLE...
Bir FENERBAHÇELİ olarak bu durumu nasıl karşılamalıyım? TAKDİR SİZLERİN !...
18 Mart 2014 Salı
KILAVUZA İHTİYACI OLAN GÖRÜNEN KÖYÜMÜZ
Bakara Suresi 268. ayette ise Yüce ALLAH diyor
ki; "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin işleri emreder".
İşte Yüce ALLAH'IN apaçık bu uyarısına rağmen şeytanın
sözünü düstur edinenler,
Ünlü şairimiz, Tevfik Fikret'in üstüne basa basa
söylediği; "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha (yağma sofrası) sizin.
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin".
cümlesini boşa çıkarmamak gayesiyle canhıraş bir
şekilde çalışıyorlar ki ne çalışmak...
İşte bütün bunların olacağını önceden gören
büyük üstad Mehmet Akif, "Bir külâh kapmaksa şayet bunca hırsın gayesi…
Kendi namusun olur er geç onun sermayesi" diyerek gayet net bir şekilde
uyarıyor...
Ama biz "ekonomik olarak gelişiyoruz",
"gayri safi milli hasılamız şöyle oldu","eyyy imf artık silkelen
ve kendine gel, bak sana borcumuz kalmadı", "marmaray yaptık,
3.köprüyü yapıyoruz, otobanlar yaptık, hızlı tren yaptık" diyerek hem
kendilerini hem de biz saf ahaliyi Hasan Sabbahın Haşşaşileri gibi
uyutuyorlar...
Ama buna cevabını, Gustavo Peder veriyor ve diyor
ki; "Gelişmiş ülke fakirlerin bile arabaya bindiği değil, zenginlerin bile
otobüse bindiği ülkedir".
Bunun üzerine "biz demokratik açılım"
yaptık, "benim türbanlı kardeşim okuluna rahat gidiyor, kamu da rahat
çalışıyor, özgürlük getirdik" diyor...
Bunun üzerine Konfüçyüs de diyor ki; "bokun
üzerinde oturabilirsin ama kokusunu engelleyemezsin"...
Derken hukuksuz telefon dinlemeleri ortaya birer
birer çıkmaya başlıyor...
Bu durum üzerine İlhan Berk de diyor ki;
"Hesabını veremeyeceğiniz işlere kalkışmayın, çünkü öteki tarafta bulaşık
yıkatmıyorlar"...
Hadi sen misin bunu diyen? biz ne yapıyorsak
memleketimizin geleceği için yapıyoruz diye ahalimizi kandırmaya devam
ediyorlar...
Mark Twain de diyor ki; "İnsanları kandırmak,
kandırılmış olduklarına ikna etmekten daha kolaydır"...
Haklı...çünkü ahalimiz çok duyarsız bir şekilde
ve yaptığı iyi şeyleri kılıf yaparak bütün olumsuzlukları görmezden gelmeye
başlıyor...
Bunun üzerine Swift ahalimize diyor ki; "
Görmek istemeyenler kadar kör yoktur"...
Yüce ALLAH ta ahalimizin uyanık olması için Zariyat
Suresi 58. ayette diyor ki; "ALLAH rızık verendir, güçlüdür,
kuvvetlidir".
Ahali görüyor, okuyor, dinliyor ama nedense akıl
tutulması yaşamaya devam ediyor...
Bunun üzerine Yüce ALLAH Ankebut Suresi 64.
ayette şöyle diyor; "Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan
ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat o dur. Keşke bilmiş
olsalardı"...
Ve Yüce ALLAH Nahl Suresi 16. ayette;
"Muhakkak ki, ALLAH, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder.
Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size
böylece öğüt veriyor".
diyerek devam ediyor...
Ama at gözlüğü takmış olan ahalimize
dayanamayıp, Voltaire de diyor ki; "Kendilerini başkalarının kurtarmasını
bekleyen kişiler sadece kölelerdir"...
Toplum olarak yapmamız gerekeni Boileau söylüyor
ve diyor ki; "Kusurlarınızı söyleyebilecek dostlar edinin"...
Kulağımıza küpe yapmamız içinde Tolstoy diyor
ki; "Kötüler kendilerine katlanıldıkça daha da azarlar"...
Bu dakikadan sonra olması gereken hayat
düsturumuzu ise Bir Meksika atasözü söylüyor ve diyor ki; "Akıllı kimdir?
Herkesten öğrenen. Kuvvetli kimdir? Hırslarını yenen, Zengin kimdir?
Halinden memnun olan"...
Eeee ne demiş atalarımız; "GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ
İSTEMEZ"...
Tevfik ÇELİK
11 Mart 2014 Salı
FIRTINA DA UYUYABİLİRİM
Çok sevdiğim ve sıkça kullandığım bir atasözümüz vardır, "Önümü kış tutayım, bahar olursa şansıma" diye...
Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzakta ki köylerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti.
Adamın haline bakıp "çiftlik işlerinden anlar mısın?" diye sormadan edemedi çiflik sahibi.
"Sayılır" dedi adam ve ekledi "fırtına çıktığında uyuyabilirim".
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
"Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım".
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: "Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya".
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu:
Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
"Fırtına çıktığında uyuyabilirim".
Gereken tedbiri zamanında almak, tedbirli davranmak, tecrübelerden ders çıkartmak ve gerisini ALLAHA bırakmak. İşte bütün bunları çok güzel özetleyen yukarıda ki öyküden sonra biz millet olarak neden illa ki, önlem almayıp, olayın olmasını bekler ve yıkıcı sonuçlara maruz kalırız diye düşünmeden edemiyorum. Halbuki perşembenin gelişi çarşambadan bellidir der atalarımız. Artık akıllı düşünüp, akıllı davranmalı ve durumdan vazife çıkarmayı her daim bilmeliyiz. Benim milletim bunu fazlasıyla hak ediyor.
Yeni nesiller bu bilinçle yetişmeli ve daha güzel, daha güvenli, daha refah ve yaşaması daha keyifli bir Türkiye de yaşamalılar.
Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzakta ki köylerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti.
Adamın haline bakıp "çiftlik işlerinden anlar mısın?" diye sormadan edemedi çiflik sahibi.
"Sayılır" dedi adam ve ekledi "fırtına çıktığında uyuyabilirim".
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
"Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım".
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: "Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya".
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu:
Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
"Fırtına çıktığında uyuyabilirim".
Gereken tedbiri zamanında almak, tedbirli davranmak, tecrübelerden ders çıkartmak ve gerisini ALLAHA bırakmak. İşte bütün bunları çok güzel özetleyen yukarıda ki öyküden sonra biz millet olarak neden illa ki, önlem almayıp, olayın olmasını bekler ve yıkıcı sonuçlara maruz kalırız diye düşünmeden edemiyorum. Halbuki perşembenin gelişi çarşambadan bellidir der atalarımız. Artık akıllı düşünüp, akıllı davranmalı ve durumdan vazife çıkarmayı her daim bilmeliyiz. Benim milletim bunu fazlasıyla hak ediyor.
Yeni nesiller bu bilinçle yetişmeli ve daha güzel, daha güvenli, daha refah ve yaşaması daha keyifli bir Türkiye de yaşamalılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)