Aylardan ağustos ve günlerden cumartesi, meşrubat işi yapan bizlerin çok kısa olan sezonumuzun zirve yaptığı günlerin son demlerini yaşıyoruz. Ve ben Edremit’te distribütör deposundayım, ay başı olması ve hedeflerimin çok yüksek olması nedeniyle distribütörümle istişare halindeyim.
Saat 15:30 civarı cep telefonum çaldı, arayan genel müdürüm idi, önce kısa bir hal hatır faslından sonra, “şu anda İstanbul’dan yola çıktım, geceyi Ayvalıkta geçirmek istiyorum, çocuklarımda yanımda mümkünse Cunda Adasında sadece bu geceliğine bana bir gecelik 4 kişilik yer ayırtır mısın?” dedi.
Pik sezonda, hem de cumartesi günü hele hele de Cunda Adasında yer bulmak mümkün mü? Tabi çok zor ama ben bana yardımcı olabilecek bütün kanalları devreye sokarak yaklaşık 2 saatlik uğraşı sonucu bir butik otelde yer ayırtmayı başardım.
Otel sahibine telefonda benim için olayın önemini anlattım;
“Ben Cola Turka’nın bölge yöneticisiyim, gelecek kişi bizim şirketimizin en üst yöneticisidir, aman hizmetinizde kusurunuz olmasın ve mümkünse lobiye ve odalarda ki mini barlara bizim meşrubatlarımızı, su ve sodalarımızı koyalım” dedim.
Ama aldığım cevap o kadar ilginç ve şok edici idi ki hayretlere düştüm. Otel sahibi bana;
“Şaka gibi gelecek sana ve belki de bana inanmayacaksın ama, Coca Cola nın genel müdürü ve Türkiye Satış Müdürü de burada, senin istediğin taleplerin benzerlerini onların bölge yöneticileri de yaptılar ve lobiye kendileri bir soğutucu getirip içini kendi ürünleri ile ve odalar da ki mini bar’ları da istedikleri şekilde doldurdular. Aynı şeyi sende yapabilirsin” dedi.
Tabi inanılır gibi değildi, 8 odalı olan bir butik otelde hem aynı hafta sonu, hem de aynı gece iki büyük rakip firmanın genel müdürü konaklayacaktı. Gerçekten şaka gibiydi. Bende otel sahibinin önerdiği gibi kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendirip yapabileceklerimin en iyisini yapmaya çalıştım. Lobiye bir soğutucu ayarlayıp, odaları da olabildiğince albenili bir şekilde hazırlatmaya çalıştım.
Tabi bu arada durum analizi yapmak üzere genel müdür ile telefonda da sürekli görüşme halindeyim. Çünkü olumsuz bir durumda programları değişecek ve bir haftalık izin kullanmak üzere çıktıkları yola, güzergâh değiştirerek doğrudan Çeşmeye gideceklerdi. İşte bu görüşmelerim esnasında bana “sende eşini ve çocuğunu al, akşam beraber balık yiyelim” şeklinde bir davette bulundu.
Haliyle yola öğleden sonra çıkmış olan genel müdür ve ailesi gece 22:00 sıralarında otele ulaştılar. Ben de bu arada Altınolukta yazlıkta bulunan eşimi ve oğlumu alıp, Ayvalığa Cunda Adasına gittim. Yaklaşık aynı saatte bizde Cunda Adasında idik.
Yalnız bu seferde hiç aklımda olmayan bir problem ile karşılaştım. Bütün balık restaurantları dolu ve Cunda Adası kordonunda iğne atsan yere düşmeyecek şekilde bir mahşeri kalabalık vardı. Hele hele de yedi kişilik bir yer bulmak imkansızdı. Bu arada genel müdür ile telefon görüşmelerim devam ediyor ve kendilerine araçlarını otelde bırakıp merkeze bir taksi ile gelmelerini öneriyordum, çünkü araç park edecek yer dahi yoktu. Kordonun tam ortasında eşim ve oğlum bir yöndeki restaurantları, bende diğer yöndeki restaurantları kontrol etmek amacı ile ayrıldık ki, o anda gün boyunca görüştüğüm iki balık restaurantından birisinde tam sekiz kişilik bir masa boşaldı.
Masayı garsonlar temizleme fırsatı bulamadan, misafirlerim gelmişlerdi bile. Oturduk, balık siparişlerini verdik, yemeğimizi yedik, aynı otelde rakip firmanın genel müdürünün de kalması ve biraz da işle ilgili konularda sohbet ettik, akabinde yürüyerek kısa bir kordon turu attıktan sonra yorgunluk kahvelerini içmek üzere bizi otele davet eden genel müdürün davetine icap ettik.
Sonrası ise filmlere konu olacak cinsten gelişmeler zinciri idi.
Genel müdür ertesi (Pazar) gün, sabah kahvaltısından sonra gezerek İzmir’e gidiş programı yapıyor. Önce gündüz gözü ile Cunda Adasını, sonra Ayvalığı, Şeytan Sofrasını ve Sarımsaklı yı gezerek İzmir’e gidiyorlar. Yalnız dolaştıkları bu yerlerde, Coca Cola nın tam bir görsel şovuna tanıklık ediyorlar. İzin dönüşü de gördüğü bu olumsuz tabloyu ve benimle ilgili olumsuz düşüncelerini birkaç farklı ortamda ifade ediyor.
Bu olaydan yaklaşık bir ay sonra da beklenen gelişme oldu ve beni genel müdürlüğe davet edip genel bir bölge değerlendirmesi yapmamı istedi.
Bende her zaman ki hazırlıklarımı yaparak gittim.
Bu toplantı esnasında bana; “Ayvalık ziyaretinden bahsederek, tam bir hayal kırıklığı yaşadığını, hemen hemen hiçbir yerde doğru dürüst ürünümüzü göremediğini, benden beklemediği kadar kötü bir performans gördüğünü” ifade etti.
Bende kendisine “geldikleri gün ve haftanın hem Coca Cola için, hem de Ayvalık için çok önemli bir tarih olduğunu, o tarihte Coca Cola dünya başkanı Muhtar Kent’in, Koç Holding onursal başkanı Rahmi Koç’un ve Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Barthalemos’un oraya geldiğini, gelme sebeplerinin de, Coca Cola nın Cunda Adasına bulunan bir Şapeli (Ufak Kilise, bizdeki Mescid benzeri bir yapı) restore ederek, kütüphane haline getirerek Rum-Ortodoks Kilisesine hibe etme töreninin olduğunu ifade ettim. İşte bu sebepten dolayı da son 10 gündür, rakibin tüm ekibini bu bölgeye yöneltip ciddi bir çalışma yaptığını ve Genel Müdürlerinin de yapılan bu çalışmaları kontrol amacı ile orada bulunduğunu ifade ettim. Çünkü onlar için çok hayati bir gelişme idi bu durum. Benim şanssızlığımın da kendisinin böyle bir zamanda bölgemi ziyaret etmesi olduğunu ifade ettim.
Bana inanamadı ve hemen önünde bulunan bilgisayarında Google dede’ye ilgili tarihi ve ilgili kelimeleri yazarak, konu ile ilgili bulduğu haberleri ve benim anlattığım olayları oda da bulunanlara yüksek sesle okudu. Akabinde de “durum senin şanssızlığınmış ne yapalım, şansına küs” dedi.
Ama ben iş hayatında yaşanabilecek en kötü durumu yaşamış ve genel müdürün beynine bu şekilde kötü bir imaj ile kazınmıştım. Şansıma küsme gibi bir şansım da yoktu maalesef.
Bu olayı bir dost sohbet esnasında anlattığımda, çok sevdiğim Vildan abladan şu yorumu almıştım; “Sen, ağustosta denize girsen balta kesmez buz olur” dedi.
Gündem, İş Dünyası, Kişisel Gelişim, Hayat ve Fenerbahçe gibi konuların ağırlıklı olduğu, düşüncelerimi yazıya döktüğüm bloguma yorumlarınız ile katkılarınızı bekliyorum.
7 Şubat 2010 Pazar
10 Ocak 2010 Pazar
PROBLEM VE ÇÖZÜM
Büyük bir Japon kozmetik şirketi, müşterilerinin birinden bir şikayet aldı :
Aldığı bir kutu sabunu açtığında, kutunun içi boştu.
Yetkililer, hemen üretim bandındaki problemi çözmeleri için mühendisleri görevlendirdi. Mühendisler, hemen çalışmaya başlayıp, yüksek çözünürlüklü, iki kişinin kontrol ettiği ve boş kutuyu gösteren bir x-ray cihazı ürettiler.
Küçük bir Hindistan şirketinde de aynı problem oldu. Fakat onlar x-ray cihazı gibi bir komplikasyona girmediler, bunun yerine daha basit bir çözüm geliştirdiler. Güçlü bir endüstriyel fan aldılar ve üretim bandına yerleştirdiler. Fanı çalıştırınca, boş kutular uçarak, üretim bandının dışına çıktılar.
Bu hikayedeki kıssadan hisse :
1. Her zaman basit çözümler ara.
2. Problemi çözecek en basit çözümü keşfet.
3. Problemlere değil, çözümlere odaklanmayı öğren.
Aldığı bir kutu sabunu açtığında, kutunun içi boştu.
Yetkililer, hemen üretim bandındaki problemi çözmeleri için mühendisleri görevlendirdi. Mühendisler, hemen çalışmaya başlayıp, yüksek çözünürlüklü, iki kişinin kontrol ettiği ve boş kutuyu gösteren bir x-ray cihazı ürettiler.
Küçük bir Hindistan şirketinde de aynı problem oldu. Fakat onlar x-ray cihazı gibi bir komplikasyona girmediler, bunun yerine daha basit bir çözüm geliştirdiler. Güçlü bir endüstriyel fan aldılar ve üretim bandına yerleştirdiler. Fanı çalıştırınca, boş kutular uçarak, üretim bandının dışına çıktılar.
Bu hikayedeki kıssadan hisse :
1. Her zaman basit çözümler ara.
2. Problemi çözecek en basit çözümü keşfet.
3. Problemlere değil, çözümlere odaklanmayı öğren.
7 Ocak 2010 Perşembe
ADAM OLMAK
Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek.
Erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, adam oldun demektir...
Rudyard Kipling
( 1865-1936 )
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana.
Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden.
Döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile,
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu.
Yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek.
Erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken,
dost da düşman da incitemezse seni,
ne küçümser, ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir,
üstelik oğlum, adam oldun demektir...
Rudyard Kipling
( 1865-1936 )
2 Ocak 2010 Cumartesi
KADIN-ERKEK AYNI KONUNUN 3 VERSİYONU :)
Aynı konunun 3 versiyonu....
1- Kadın/Erkek
2- Kadın/Kadın
3- Erkek/Erkek
1.Versiyon Kadın / Erkek: Bir erkegin hayatı nasıl karartılır?
Kadın: Saçımı kestireyim mi?
Erkek: Olur.
Kadın: Ama kıyamıyorum.
Erkek: Öyleyse kestirme.
Kadın: Canım degisiklik istiyor...
Erkek: O halde kestir.
Kadın: Bana akıl vermeyi bırak, delilere verir gibi.
Erkek: Eger nasıl hoşuma gittiğini bilmek istiyorsan, sana derimki uzun
saçlı. Bunu biliyorsun.
Kadın: Beni tanıdığında kısaydı.
Erkek: Ve sana tam olarak ne dediğimi hatırlıyorum: "Ne güzel olurdun uzun
saçla".
Kadın: Ama herkes kesmemi söylüyor.
Erkek: Bu durumda kuaföre git ve birak uyuyayım lütfen. Bunu senden Allah
rızası için istiyorum.
Kadın: Peki nasil kestireyim? Kat kat mı yoksa perçemli mi?
Erkek: Kat kat.
Kadın: Bana yakışacağını sanmıyorum, çünkü saçım çok düz.
Erkek: Bırak perçemli olsun.
Kadın: Çok yorucu.
Erkek: Yorduğu zaman tekrar kestirirsin.
Kadın: O zaman asla uzatamam.
Erkek: Uzatmak istiyorsan kestirme güzelim.
Kadın: Bana güzelim deme!!!!!!!
Erkek:?!?!?!?!!
2.Versiyon Kadın / Kadın:
1.Kadın: Ah sekerim saçını mı kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!!!
2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa
oldu acaba...??
1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa aynı
kesimi bende denerdim. Benim su saçım klasik oldu artık, yeni bir
modele hiç cesaret edemiyorum.
2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün.... Bak şöyle
şuralarından kat verdirsen, harika olur!! Benim de boynum uzun olmasa aynı
seninki gibi bir model yaptırırdım.
1.Kadın: Ah şekerim sende bir alemsin. Keşke benimde boynum seninki gibi
olsa. En azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemis olurdum.
2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun?.. Senin gibi omuzları olsun isteyen bir
sürü kız var... Giydiğin her şey sana öyle yakışıyor ki.. Birde benim şu
kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydi, giydigim bluzlar
üstümde emanet gibi durur muydu? Vır vır vır, dır dır dır...
3.Versiyon Erkek / Erkek:
1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol...
Olay budur ! ...
1- Kadın/Erkek
2- Kadın/Kadın
3- Erkek/Erkek
1.Versiyon Kadın / Erkek: Bir erkegin hayatı nasıl karartılır?
Kadın: Saçımı kestireyim mi?
Erkek: Olur.
Kadın: Ama kıyamıyorum.
Erkek: Öyleyse kestirme.
Kadın: Canım degisiklik istiyor...
Erkek: O halde kestir.
Kadın: Bana akıl vermeyi bırak, delilere verir gibi.
Erkek: Eger nasıl hoşuma gittiğini bilmek istiyorsan, sana derimki uzun
saçlı. Bunu biliyorsun.
Kadın: Beni tanıdığında kısaydı.
Erkek: Ve sana tam olarak ne dediğimi hatırlıyorum: "Ne güzel olurdun uzun
saçla".
Kadın: Ama herkes kesmemi söylüyor.
Erkek: Bu durumda kuaföre git ve birak uyuyayım lütfen. Bunu senden Allah
rızası için istiyorum.
Kadın: Peki nasil kestireyim? Kat kat mı yoksa perçemli mi?
Erkek: Kat kat.
Kadın: Bana yakışacağını sanmıyorum, çünkü saçım çok düz.
Erkek: Bırak perçemli olsun.
Kadın: Çok yorucu.
Erkek: Yorduğu zaman tekrar kestirirsin.
Kadın: O zaman asla uzatamam.
Erkek: Uzatmak istiyorsan kestirme güzelim.
Kadın: Bana güzelim deme!!!!!!!
Erkek:?!?!?!?!!
2.Versiyon Kadın / Kadın:
1.Kadın: Ah sekerim saçını mı kestirdin? Ne kadar güzel olmuşsun!!!
2.Kadın: Ay sahi mi söylüyorsun? Ben pek emin olamıyorum. Ay çok mu kısa
oldu acaba...??
1.Kadın: Amaaan ne alakası var. Benim yüzüm bu kadar geniş olmasa aynı
kesimi bende denerdim. Benim su saçım klasik oldu artık, yeni bir
modele hiç cesaret edemiyorum.
2.Kadın: Ay yapma Allah aşkına nesi varmış yüzünün.... Bak şöyle
şuralarından kat verdirsen, harika olur!! Benim de boynum uzun olmasa aynı
seninki gibi bir model yaptırırdım.
1.Kadın: Ah şekerim sende bir alemsin. Keşke benimde boynum seninki gibi
olsa. En azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemis olurdum.
2.Kadın: Ayol sen ne diyorsun?.. Senin gibi omuzları olsun isteyen bir
sürü kız var... Giydiğin her şey sana öyle yakışıyor ki.. Birde benim şu
kısa kollarıma bak. Omuzlarım seninkiler gibi olsaydi, giydigim bluzlar
üstümde emanet gibi durur muydu? Vır vır vır, dır dır dır...
3.Versiyon Erkek / Erkek:
1.Adam: Saçını mı kestirdin?
2.Adam: Evet
1.Adam: Sıhhatler olsun abi!..
2.Adam: Sağol...
Olay budur ! ...
31 Aralık 2009 Perşembe
MOTOSİKLET :)
İlkokul’da ikinci sınıfa geçtiğim sene iki tekerli, küçük ve mavi renkli çok güzel bir bisiklete sahip olmuştum. 6,5 yaşında ki bir çocuğun 1978 yılında ulaşabileceği çok büyük bir nimetti. Sahip olduğum bu bisiklet ile birlikte mahallede yaşıtlarım arasında populeritem oldukça artmış ve zirve yapmıştı, bu durum da beni oldukça keyiflendiriyordu…
Ta ki, zaman ilerleyip, bisiklet küçük gelmeye başladığında ve arkadaşlarımın da yeni yeni bisikletlere sahip olmasıyla bu güzel günler kaybolmaya başladı benim için…
Okul hayatımda da vasat bir öğrenci olduğum ve o günlerin şartları da maddi olarak az çok belli olduğu için, bana bir türlü yeni bisiklet alınamıyordu. Mevcut bu durumda bende aslında moral bozukluğu oluşturuyordu.
Ve ilkokulu bitirmiştim artık, babam bu başarımdan ötürü bana ne istediğimi sormuş ve bende heyecan ile hiç düşünmeden haykırarak bisiklet demiştim ve boy olarak büyümüş olmama rağmen o dönemin marka bisikleti pinokyo da olsa razı idim.
Babamın vazifesi nedeni ile çocukluğum, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinin Tunçbilek beldesinde geçmişti. Tunçbilek, tamamına yakını maden işletmesi ve termik santralda çalışanların oturduğu sitelerden oluşan, motorlu taşıt trafiğinin fazla olmadığı, ikamet edenlerin yaklaşık olarak eşit gelir seviyesine sahip olduğu, bir yerleşim birimiydi. Yaz tatillerini de, tüm çalışanlar memleketlerinde ve dolayısıyla da biz de Balıkesirde geçirirdik.
İşte ilkokulu bitirdiğim o sene yaz tatilini geçirmek üzere, annem, kardeşim ve ben Susurluk’a çok sevdiğim amcamlara gitmiş idik.
İletişimin bugün gibi olmadığı o yıllarda telefon ile haberleşme çok zordu ve şu şekilde olurdu; önce santrale numara yazdırılır ve yazdırılan numaranın iletişim için bağlanması beklenirdi, sonra da karşında ki kişi ile görüşülürdü, bu durum bazı zamanlarda tüm günü bile kapsayabilirdi.
Amcam, babam ile o şekilde bir görüşme yapmış ve akşam yemekte bana müjdeyi vermişti. “Baban sana motosiklet almış!” Şok geçirmiş, inanamamış ve ağlamaya başlamıştım... “Babam o motosikleti kendisine almıştır, ben bisiklet istiyordum, neden bana bisiklet almadı” gibi ve birkaç gün boyunca süren ağlama krizlerim olmuştu... Babam da benim tepkimi merak ettiği için, amcama telefon açmış ve tüm yaşananları öğrenince haklı olarak üzülmüştü.
Aradan zaman geçmiş, yaklaşık üç aylık yaz tatilimiz bitmiş ve motosikletimi görmek için sabırsızlandığım Tunçbilek’te ki evimize döndüğümüz gün, ilk işim hemen bodrum’a inip yeni motosikletimi görmek olmuştu. Kırmızıya yakın bordro renkli, süper bir alet olan Peugeot 103 modelinde, plakası dahi olmayan bir motosiklet gözümün önündeydi ve bu benimdi, inanılır gibi değildi. Hem şok, hem sevinç, hem şaşkınlık, hem de bu motosikleti nasıl kullanacağıma dair bir merak vardı içimde…ve babamın mesai bitip işten gelmesini bekledim sabırsızıkla…
Babam geldiğinde, zaten bodrumda bekleyen beni görünce sevindi ve öptü, bende ellerini öpüp teşekkür ettim kendisine…Ama ortada bir problem vardı “bu aleti nasıl kullanacaktım?”.
Bodrum’dan zemine ulaşmak için olan yedi basamağı zar zor ve binbir uğraşı ile geçerek motosikletimi çıkartım ve babamı beklemeye başladım.
Tabi bütün arkadaşlarım etrafımdaydı ve merakla beni izliyorlardı. Bu sahne bana seneler öncesini hatırlatmıştı.
Babam, önce kısaca motosikleti tanıttı, ardından motosikleti nasıl çalıştırmam gerektiğini öğretti ve bana “bin” dedi, bindim
“arkandan tutuyorum seni, yavaş yavaş gaz ver, motosiklet yürüyecek, pedal çevirmene gerek yok” diyerek beni cesaretlendirdi ve ben ne olduğunu anlayamadan motosiklet kullanmaya başlamıştım…düşe kalka öğrendim bu aleti kullanmayı…mahallede populeritem yin zirve yapmış ve hiçbir akranımın sahip olamadığı bir şeye sahip olmuştum…Benden mutlusu yoktu…
Ancak, babam motosikleti aldığı gün dahil olmak üzere, hiçbir gün motosikletimi kullanmadığı gibi, bana kullanmasını öğrettikten sonra elini dahi sürmemişti…sırf benim “o motosikleti kendisine almıştır” ifadem üzerine
Bana çok şey katan ve her daim varlıkları ile arkamda olan ebeveyn’lerime sonsuz şükranlarımı sunuyor, haklarını ödeyemeyeceğim bu kişilere ne yapsam az olduğum bilinci ile beraber onları çok sevdiğimi buradan bir kez daha ifade ediyorum. Allah hepimize sağlıklı ve uzun ömürler versin…AMİN.
Ta ki, zaman ilerleyip, bisiklet küçük gelmeye başladığında ve arkadaşlarımın da yeni yeni bisikletlere sahip olmasıyla bu güzel günler kaybolmaya başladı benim için…
Okul hayatımda da vasat bir öğrenci olduğum ve o günlerin şartları da maddi olarak az çok belli olduğu için, bana bir türlü yeni bisiklet alınamıyordu. Mevcut bu durumda bende aslında moral bozukluğu oluşturuyordu.
Ve ilkokulu bitirmiştim artık, babam bu başarımdan ötürü bana ne istediğimi sormuş ve bende heyecan ile hiç düşünmeden haykırarak bisiklet demiştim ve boy olarak büyümüş olmama rağmen o dönemin marka bisikleti pinokyo da olsa razı idim.
Babamın vazifesi nedeni ile çocukluğum, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinin Tunçbilek beldesinde geçmişti. Tunçbilek, tamamına yakını maden işletmesi ve termik santralda çalışanların oturduğu sitelerden oluşan, motorlu taşıt trafiğinin fazla olmadığı, ikamet edenlerin yaklaşık olarak eşit gelir seviyesine sahip olduğu, bir yerleşim birimiydi. Yaz tatillerini de, tüm çalışanlar memleketlerinde ve dolayısıyla da biz de Balıkesirde geçirirdik.
İşte ilkokulu bitirdiğim o sene yaz tatilini geçirmek üzere, annem, kardeşim ve ben Susurluk’a çok sevdiğim amcamlara gitmiş idik.
İletişimin bugün gibi olmadığı o yıllarda telefon ile haberleşme çok zordu ve şu şekilde olurdu; önce santrale numara yazdırılır ve yazdırılan numaranın iletişim için bağlanması beklenirdi, sonra da karşında ki kişi ile görüşülürdü, bu durum bazı zamanlarda tüm günü bile kapsayabilirdi.
Amcam, babam ile o şekilde bir görüşme yapmış ve akşam yemekte bana müjdeyi vermişti. “Baban sana motosiklet almış!” Şok geçirmiş, inanamamış ve ağlamaya başlamıştım... “Babam o motosikleti kendisine almıştır, ben bisiklet istiyordum, neden bana bisiklet almadı” gibi ve birkaç gün boyunca süren ağlama krizlerim olmuştu... Babam da benim tepkimi merak ettiği için, amcama telefon açmış ve tüm yaşananları öğrenince haklı olarak üzülmüştü.
Aradan zaman geçmiş, yaklaşık üç aylık yaz tatilimiz bitmiş ve motosikletimi görmek için sabırsızlandığım Tunçbilek’te ki evimize döndüğümüz gün, ilk işim hemen bodrum’a inip yeni motosikletimi görmek olmuştu. Kırmızıya yakın bordro renkli, süper bir alet olan Peugeot 103 modelinde, plakası dahi olmayan bir motosiklet gözümün önündeydi ve bu benimdi, inanılır gibi değildi. Hem şok, hem sevinç, hem şaşkınlık, hem de bu motosikleti nasıl kullanacağıma dair bir merak vardı içimde…ve babamın mesai bitip işten gelmesini bekledim sabırsızıkla…
Babam geldiğinde, zaten bodrumda bekleyen beni görünce sevindi ve öptü, bende ellerini öpüp teşekkür ettim kendisine…Ama ortada bir problem vardı “bu aleti nasıl kullanacaktım?”.
Bodrum’dan zemine ulaşmak için olan yedi basamağı zar zor ve binbir uğraşı ile geçerek motosikletimi çıkartım ve babamı beklemeye başladım.
Tabi bütün arkadaşlarım etrafımdaydı ve merakla beni izliyorlardı. Bu sahne bana seneler öncesini hatırlatmıştı.
Babam, önce kısaca motosikleti tanıttı, ardından motosikleti nasıl çalıştırmam gerektiğini öğretti ve bana “bin” dedi, bindim
“arkandan tutuyorum seni, yavaş yavaş gaz ver, motosiklet yürüyecek, pedal çevirmene gerek yok” diyerek beni cesaretlendirdi ve ben ne olduğunu anlayamadan motosiklet kullanmaya başlamıştım…düşe kalka öğrendim bu aleti kullanmayı…mahallede populeritem yin zirve yapmış ve hiçbir akranımın sahip olamadığı bir şeye sahip olmuştum…Benden mutlusu yoktu…
Ancak, babam motosikleti aldığı gün dahil olmak üzere, hiçbir gün motosikletimi kullanmadığı gibi, bana kullanmasını öğrettikten sonra elini dahi sürmemişti…sırf benim “o motosikleti kendisine almıştır” ifadem üzerine
Bana çok şey katan ve her daim varlıkları ile arkamda olan ebeveyn’lerime sonsuz şükranlarımı sunuyor, haklarını ödeyemeyeceğim bu kişilere ne yapsam az olduğum bilinci ile beraber onları çok sevdiğimi buradan bir kez daha ifade ediyorum. Allah hepimize sağlıklı ve uzun ömürler versin…AMİN.
30 Aralık 2009 Çarşamba
YENİDEN DOĞUŞ
Kartal'ın "yeniden doğuş" olayı çok bilinen bir gerçektir. Önce bu olayı kısaca özetleyeyim.
Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek
zorundadırlar.
Kartalların yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzar ve göğüsüne doğru kıvrılır.
Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.
Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır;
Ya ölümü seçecektir. Yada yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse, kartal
bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan
bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir
şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni
gaga ile pençelerini yerinden söker çıkartır. Yeni penceleri çıkınca kartal
bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine
20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş”
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
İşte herbirimizin hayatında öylesine dönemler gelir ki, bu anlarda çok radikal kararlar almamız gerekir. Alacağımız bu kararlar eğer kendimiz için iyi bir gelecek planlıyor isek bizleri acıtacaktır. Alışkanlıklarımızdan, zevklerimizden ve hatta ihtiyaçlarımızdan bile mahrum kalmak durumunda kalabiliriz.
Yeniden doğuş süreci, uzun, meşakkatli ve yıpratıcı bir zaman dilimini kapsar. Evimizi, işimizi, şehrimizi, ülkemizi ve hatta eşimizi bile değiştirmeyi gerektirebilir bu süreç. İşte bu değişiklikleri yaparken, kendimiz için en ideal ve doğru olanını tespit edebilmek en önemli husustur. Ve hepimizin hayatında da bu ve benzeri durumlar ile bir kaç kez karşılaşabiliriz. Olaylar karşısında çabuk demoralize olmak yerine, kartalın yeniden doğuş sürecini her zaman aklımızda tutar isek, manevi desteğimiz hazır demektir.
Hayatımız boyunca karşılaşacağımız "yeniden doğuş"ların hepimiz için en doğru adımları içermesi dileğimle.
Tevfik ÇELİK
Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek
zorundadırlar.
Kartalların yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzar ve göğüsüne doğru kıvrılır.
Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.
Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır;
Ya ölümü seçecektir. Yada yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse, kartal
bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan
bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir
şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni
gaga ile pençelerini yerinden söker çıkartır. Yeni penceleri çıkınca kartal
bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine
20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş”
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
İşte herbirimizin hayatında öylesine dönemler gelir ki, bu anlarda çok radikal kararlar almamız gerekir. Alacağımız bu kararlar eğer kendimiz için iyi bir gelecek planlıyor isek bizleri acıtacaktır. Alışkanlıklarımızdan, zevklerimizden ve hatta ihtiyaçlarımızdan bile mahrum kalmak durumunda kalabiliriz.
Yeniden doğuş süreci, uzun, meşakkatli ve yıpratıcı bir zaman dilimini kapsar. Evimizi, işimizi, şehrimizi, ülkemizi ve hatta eşimizi bile değiştirmeyi gerektirebilir bu süreç. İşte bu değişiklikleri yaparken, kendimiz için en ideal ve doğru olanını tespit edebilmek en önemli husustur. Ve hepimizin hayatında da bu ve benzeri durumlar ile bir kaç kez karşılaşabiliriz. Olaylar karşısında çabuk demoralize olmak yerine, kartalın yeniden doğuş sürecini her zaman aklımızda tutar isek, manevi desteğimiz hazır demektir.
Hayatımız boyunca karşılaşacağımız "yeniden doğuş"ların hepimiz için en doğru adımları içermesi dileğimle.
Tevfik ÇELİK
29 Aralık 2009 Salı
BALIKESİR BELEDİYESİNE PROJE ÖNERİLERİM DETAY
Balıkesir Belediyesi Proje Önerilerim
1- Balıkesir – Edremit (Akçay) Arası Hızlı Tren Projesi
Balıkesir’imiz gerek nüfusu, gerek eğitim düzeyi, gerekse de gelir düzeyi açısından büyümekte olan bir şehirdir.
Devlet yatırımları açısından batı bölgelerinde bulunup ta en az yatırım alan vilayetlerimizdendir. Bunun başlıca sebebi de Balıkesir’in, Ankara üst bürokrasisin de çalışan hemşehrisinin bulunmamasıdır. Kendi kendine geçinen şehrimizin kabuğunu yırtması için çok büyük devlet yatırımlarına ihtiyacı vardır. İşte bunlardan bir tanesi de Balıkesir ile Edremit / Akçay arasına bir hızlı tren projesi yapılmasıdır.
“Hızlı Tren Projesi” belediye imkanları ile gerçekleştirilmesi imkansız, devlet genel bütçesi ve Avrupa Birliği Fonlarından yararlanılıp yapılabilecek bir projedir.
Proje uygulanması halinde Balıkesir'in ufkunu, vizyonunu, eğitim ve gelir düzeyini direk değiştirecek bir projedir.
Körfez’e yapılacak olan ve uluslararası uçuşlara 2011 yılında açılacak olan havaalanı ve Akçay'a açılacak Gümrük ve Liman ile entegre olarak düşünüldüğünde Balıkesirimizin ufkunu açacak ve kentimizi hızlı bir değişime uğratacak bir projedir.
Kurulacak olan hat sonrası seferlere başlayacak olan hızlı tren, Akçay’a gümrük açılmasından sonra, Yunan adalarından Akçay’a günübirlik gelecek misafirlerimizi Balıkesire çekebileceği gibi, Edremit bölgesinde ki yaz turizmi ve buradaki termal turizmi de Balıkesir üzerinden gidecek kişilerle o bölgeyi de canlandıracaktır. Yani çift taraflı bir etkileşim söz konusu olacaktır.
Aynı zamanda Balıkesir’de çalışan ve okuyan ama Körfez bölgesinde ikamet eden kişilerin günübirlik ulaşımlarını da sağlayacaktır.
2- Balıkesir Silikon Vadisi
Bursa yolu çıkışında bulunan Küçük Sanayi Sitesinin 3 kapıya kadar olan bölümündeki tüm işyerleri başka bir küçük sanayi sitesine taşınıp, ortaya çıkacak olan alana, her türlü fiziki şartları sağlanmış, teknolojik alt yapısı hazırlanmış ve akıllı binalardan oluşan bir teknokent kurulmasını önerdim.
Yapılan bu teknokente dünyanın en büyük yazılım firmalarının ofislerini taşımaları ve binaların kendilerine bedelsiz olarak tahsis edilmesi taahhüt edilerek, yüzlerce beyaz yakalı yazılım mühendisinin Balıkesirimize gelmesi sağlanabilir.
Bu teknokentte, çalışanlar için sosyal her türlü imkanın (yüzme havuzlarından, cafeteryalara, bekarlar için misafirhane türü 5 yıldızlı otel konforunda konaklama alanlarından, saunalara, fitness centerdan, yürüme alanlarına kadar) sağlanmış olması gerekmektedir.
Burada çalışacak olan beyaz yakalıların Balıkesir’e sadece maaşlarından getirisi bile şehrin ekonomisinin gelişmesine çok ciddi katkısı olacaktır. Ayrıca bu çalışanların talepleri ve yönlendirmeleri de şehrimizde doğal bir gelişim sürecini beraberinde getirecektir.
3- Çamlık (100.Yıl) Tepesine Balıkesir’i Simgeleyen Bir Kule Yapılması Projesi
Bütün büyük ve dikkat çeken şehirlerin, heykel gibi, kule gibi veya mimarisi özel olan binalar gibi simgeleri vardır. Bunların tamamına yakını insanlar tarafından özel ili görür ve ziyaret edilir.
Başkent veya ülkelerin en büyük kentlerinin her birinde olan bu yapılardan, Balıkesirimizde de Zağnopaşa Camii, Karesi Türbesi ve 100. Yıl Anıtı gibi yapılar bulunmaktadır.
Çamlık Tepesine yapılacak olan, Kolonya Şişesi şeklinde yüksekliği 100 metre civarlarında olacak, bir kule, etrafına yapılacak parklar, restaurantlar, satış büfeleri ve kulede ki seyir ve gözetleme balkonları ile çok ilgi ve ziyaretçi çekecektir. Yapılacak olan bu yatırım, hizmet sektöründe yılın 12 ayına yayılacak olan bir iş sahası açacak ve beraberinde yüzlerce istihdam sağlayacaktır.
4- Çamlık (100. Yıl) Tepesinden Zağnos Paşa Camine Raylı Telefirik Sistemi Döşenmesi Projesi
Bir önceki projemle entegre olarak düşünülerek yapılması gerekmektedir.
Zağnospaşa Camii veya Paşa Hamamı civarlarından Çamlık Tepesine bir güzergah tespit edilip, bu güzergah istimlak edilerek, çevresi de rehabilite edilerek, raylı bir sistem üzerinde yavaş hareket edecek ve seyir zevki sunarak, ulaşımı sağlayacak bir telefirik sistemi yapılabilir.
Bu yapılacak olan sistem Balıkesir için bir faklılık olup, Türkiye’de de ilk’ler ve farklı şehirler arasına sokacaktır.
5- Hobi Kampusü ve Bahçeleri
Tarım, bahçe, ahşap, metal işleri vb. hobileri olan kişilerin bu gibi aktiviteleri rahatça yapabilecekleri ve hobilerini üretime dönüştürebilecekleri, genişçe bir alan üzerine kurulmuş, hem kapalı alanı bulunan hem de 50’şer metrekarelik, 100 adet bahçeden oluşan bir Hobi Kampüsü oluşturulmasını öneriyorum. Bu alanlar, bu tür hobileri olan kişilere kiralanabilmeli, üretim yapılabilmeli, buralarda üretilen ürünlerin pazarlanabilmesi için bir çarşı oluşturulmalıdır.
6- Balıkesir Tasarım Festivali
Balıkesirimizde sürekli yapılacak ve uluslarası bir özelliği olacak olan “Tasarım Festivali” şehrimizi farklı ve lider bir şehir haline getirecektir. Önerim uyarınca her yıl festival bir konu çerçevesinde icra edilecektir.
- Belirlenecek olan konular, kentin vizyonunu ve sanatsal değerini arttırmaya yönelik olacaktır. Öreneğin, bir yıl sokak çeşmeleri, bir yıl mazgal kapakları, bir yıl kent mobilyaları (sokak lambaları, banklar, çöp kovaları vb.) bir yıl belirlenecek bir caddedin mimari rehabilitasyonu veya şehrin belirli meydanlarına konuacak heykeller ve benzeri gibi konular olmalıdır.
- Sanatçıların rahat çalışabilmeleri için Küçük Sanayi Sitesinden kullanımlarına tahsis edilecek atölyeler yapılmalıdır.
- Sanatçıların ürettiği eserlere satın alma garantisi ile beraber, daimi sergileme anlaşması yapılmadır. Satın alınan projelerden kente uygulanmayacak olanlar, başka şehirlere satılmalıdır.
- Her yıl dereceye girenlere festival komitesince ödüller verilmelidir. Bu ödüller dikkat çekici ve cazibesi yüksek olmalıdır.
- Festival Komitesi yerli ve yabancı konusunda otorite kişileri bir araya getirmelidir ve seçici kurul bunların içinden oluşturulmalıdır.
7- Toplu Taşıma Araçlarının Rehabilitasyonu
Kentte kullanılan toplu taşıma araçlarının;
- Tek tip’te, çift katlı, yazları üstü açık şekilde kullanılabilecek olan, aynı zamanda seyahat edenlere hoş bir ulaşım imkanı sunan özellikte olan araçlar olması, Balıkesir’imizi farklı kılacaktır.
- Diğer taksi dolmuşlar ve minibüsler içinde, müşterilerin rahatı ön planda olacak şekilde Balıkesir belediyesi, Şöförler odası ve hat sahiplerinin katılımı ve şehir halkının oyları ile belirlenecek olan tek marka ve tipte olması sağlanabilir.
1- Balıkesir – Edremit (Akçay) Arası Hızlı Tren Projesi
Balıkesir’imiz gerek nüfusu, gerek eğitim düzeyi, gerekse de gelir düzeyi açısından büyümekte olan bir şehirdir.
Devlet yatırımları açısından batı bölgelerinde bulunup ta en az yatırım alan vilayetlerimizdendir. Bunun başlıca sebebi de Balıkesir’in, Ankara üst bürokrasisin de çalışan hemşehrisinin bulunmamasıdır. Kendi kendine geçinen şehrimizin kabuğunu yırtması için çok büyük devlet yatırımlarına ihtiyacı vardır. İşte bunlardan bir tanesi de Balıkesir ile Edremit / Akçay arasına bir hızlı tren projesi yapılmasıdır.
“Hızlı Tren Projesi” belediye imkanları ile gerçekleştirilmesi imkansız, devlet genel bütçesi ve Avrupa Birliği Fonlarından yararlanılıp yapılabilecek bir projedir.
Proje uygulanması halinde Balıkesir'in ufkunu, vizyonunu, eğitim ve gelir düzeyini direk değiştirecek bir projedir.
Körfez’e yapılacak olan ve uluslararası uçuşlara 2011 yılında açılacak olan havaalanı ve Akçay'a açılacak Gümrük ve Liman ile entegre olarak düşünüldüğünde Balıkesirimizin ufkunu açacak ve kentimizi hızlı bir değişime uğratacak bir projedir.
Kurulacak olan hat sonrası seferlere başlayacak olan hızlı tren, Akçay’a gümrük açılmasından sonra, Yunan adalarından Akçay’a günübirlik gelecek misafirlerimizi Balıkesire çekebileceği gibi, Edremit bölgesinde ki yaz turizmi ve buradaki termal turizmi de Balıkesir üzerinden gidecek kişilerle o bölgeyi de canlandıracaktır. Yani çift taraflı bir etkileşim söz konusu olacaktır.
Aynı zamanda Balıkesir’de çalışan ve okuyan ama Körfez bölgesinde ikamet eden kişilerin günübirlik ulaşımlarını da sağlayacaktır.
2- Balıkesir Silikon Vadisi
Bursa yolu çıkışında bulunan Küçük Sanayi Sitesinin 3 kapıya kadar olan bölümündeki tüm işyerleri başka bir küçük sanayi sitesine taşınıp, ortaya çıkacak olan alana, her türlü fiziki şartları sağlanmış, teknolojik alt yapısı hazırlanmış ve akıllı binalardan oluşan bir teknokent kurulmasını önerdim.
Yapılan bu teknokente dünyanın en büyük yazılım firmalarının ofislerini taşımaları ve binaların kendilerine bedelsiz olarak tahsis edilmesi taahhüt edilerek, yüzlerce beyaz yakalı yazılım mühendisinin Balıkesirimize gelmesi sağlanabilir.
Bu teknokentte, çalışanlar için sosyal her türlü imkanın (yüzme havuzlarından, cafeteryalara, bekarlar için misafirhane türü 5 yıldızlı otel konforunda konaklama alanlarından, saunalara, fitness centerdan, yürüme alanlarına kadar) sağlanmış olması gerekmektedir.
Burada çalışacak olan beyaz yakalıların Balıkesir’e sadece maaşlarından getirisi bile şehrin ekonomisinin gelişmesine çok ciddi katkısı olacaktır. Ayrıca bu çalışanların talepleri ve yönlendirmeleri de şehrimizde doğal bir gelişim sürecini beraberinde getirecektir.
3- Çamlık (100.Yıl) Tepesine Balıkesir’i Simgeleyen Bir Kule Yapılması Projesi
Bütün büyük ve dikkat çeken şehirlerin, heykel gibi, kule gibi veya mimarisi özel olan binalar gibi simgeleri vardır. Bunların tamamına yakını insanlar tarafından özel ili görür ve ziyaret edilir.
Başkent veya ülkelerin en büyük kentlerinin her birinde olan bu yapılardan, Balıkesirimizde de Zağnopaşa Camii, Karesi Türbesi ve 100. Yıl Anıtı gibi yapılar bulunmaktadır.
Çamlık Tepesine yapılacak olan, Kolonya Şişesi şeklinde yüksekliği 100 metre civarlarında olacak, bir kule, etrafına yapılacak parklar, restaurantlar, satış büfeleri ve kulede ki seyir ve gözetleme balkonları ile çok ilgi ve ziyaretçi çekecektir. Yapılacak olan bu yatırım, hizmet sektöründe yılın 12 ayına yayılacak olan bir iş sahası açacak ve beraberinde yüzlerce istihdam sağlayacaktır.
4- Çamlık (100. Yıl) Tepesinden Zağnos Paşa Camine Raylı Telefirik Sistemi Döşenmesi Projesi
Bir önceki projemle entegre olarak düşünülerek yapılması gerekmektedir.
Zağnospaşa Camii veya Paşa Hamamı civarlarından Çamlık Tepesine bir güzergah tespit edilip, bu güzergah istimlak edilerek, çevresi de rehabilite edilerek, raylı bir sistem üzerinde yavaş hareket edecek ve seyir zevki sunarak, ulaşımı sağlayacak bir telefirik sistemi yapılabilir.
Bu yapılacak olan sistem Balıkesir için bir faklılık olup, Türkiye’de de ilk’ler ve farklı şehirler arasına sokacaktır.
5- Hobi Kampusü ve Bahçeleri
Tarım, bahçe, ahşap, metal işleri vb. hobileri olan kişilerin bu gibi aktiviteleri rahatça yapabilecekleri ve hobilerini üretime dönüştürebilecekleri, genişçe bir alan üzerine kurulmuş, hem kapalı alanı bulunan hem de 50’şer metrekarelik, 100 adet bahçeden oluşan bir Hobi Kampüsü oluşturulmasını öneriyorum. Bu alanlar, bu tür hobileri olan kişilere kiralanabilmeli, üretim yapılabilmeli, buralarda üretilen ürünlerin pazarlanabilmesi için bir çarşı oluşturulmalıdır.
6- Balıkesir Tasarım Festivali
Balıkesirimizde sürekli yapılacak ve uluslarası bir özelliği olacak olan “Tasarım Festivali” şehrimizi farklı ve lider bir şehir haline getirecektir. Önerim uyarınca her yıl festival bir konu çerçevesinde icra edilecektir.
- Belirlenecek olan konular, kentin vizyonunu ve sanatsal değerini arttırmaya yönelik olacaktır. Öreneğin, bir yıl sokak çeşmeleri, bir yıl mazgal kapakları, bir yıl kent mobilyaları (sokak lambaları, banklar, çöp kovaları vb.) bir yıl belirlenecek bir caddedin mimari rehabilitasyonu veya şehrin belirli meydanlarına konuacak heykeller ve benzeri gibi konular olmalıdır.
- Sanatçıların rahat çalışabilmeleri için Küçük Sanayi Sitesinden kullanımlarına tahsis edilecek atölyeler yapılmalıdır.
- Sanatçıların ürettiği eserlere satın alma garantisi ile beraber, daimi sergileme anlaşması yapılmadır. Satın alınan projelerden kente uygulanmayacak olanlar, başka şehirlere satılmalıdır.
- Her yıl dereceye girenlere festival komitesince ödüller verilmelidir. Bu ödüller dikkat çekici ve cazibesi yüksek olmalıdır.
- Festival Komitesi yerli ve yabancı konusunda otorite kişileri bir araya getirmelidir ve seçici kurul bunların içinden oluşturulmalıdır.
7- Toplu Taşıma Araçlarının Rehabilitasyonu
Kentte kullanılan toplu taşıma araçlarının;
- Tek tip’te, çift katlı, yazları üstü açık şekilde kullanılabilecek olan, aynı zamanda seyahat edenlere hoş bir ulaşım imkanı sunan özellikte olan araçlar olması, Balıkesir’imizi farklı kılacaktır.
- Diğer taksi dolmuşlar ve minibüsler içinde, müşterilerin rahatı ön planda olacak şekilde Balıkesir belediyesi, Şöförler odası ve hat sahiplerinin katılımı ve şehir halkının oyları ile belirlenecek olan tek marka ve tipte olması sağlanabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)